19 Şubat 2017

Film gibi bir Osmanlı hikayesi, Temeşvarlı Osman Ağa

Film gibi bir Osmanlı hikayesi, Temeşvarlı Osman Ağa

Temeşvar'ı gösteren bir gravür

Sürekli sorulan sorudur; tarihe meraklıyım yahut tarihi bilmek istiyorum ne okumalıyım. Daha önce hem Orta Asya ve İslamiyet öncesi Türk tarihi hem de Osmanlı tarihi hakkında bir okuma listesi paylaşmıştım(Ne Okumalıyım - Osmanlı Tarihi ve Ne Okumalıyım - Orta Asya ve İslamiyet Öncesi Türk tarihi ). Evet doğrudur, gerçek anlamda tarih öğrenmek istiyorsanız, bunlar gibi kaynak kitaplardan başlamanız gerekir. Fakat tarihe meraklı kişiler için bunlar yeterli gelmez ve daha fazlasını öğrenmek ister, daha da önemlisi o dönemi yaşamak ve adeta hissetmek ister. Bunun için de kaynak kitaplar yeterli değildir. Anı yani hatırat gibi farklı kitapları da okumak gerekir.

Savunma aracı


Bir Osmanlı Askerinin Sıradışı Anıları 1688-1700 Temeşvarlı Osman Ağa
Öncelikle şöyle bir gerçeği atlamamak gerekiyor: her hatırat, bir bakıma kendini savunma ve haklı gösterme aracıdır. Tabii daha önce yazdığım (Abdülhamid'in hatıratının aslı ) gibi sahte hatıratlar da mevcuttur, fakat hatıratları okuduğunuzda kafanızda o dönemin dünyasını, anılarını yazan kişinin yaşamını ve en önemlisi de o dönemin kültürünü canlandırır ve hatta adeta yaşarsınız. Bu konuda benim en başarılı bulduğum ve okurken en çok keyif aldığım kitaplardan biri Stephan Gerlach’ın Türkiye Günlükleri’dir. Kendi döneminin yaşantısını, içinde bulunduğu kültürün, bir yabancı olarak ona hissettirdiklerini ve hem kendi hem de anlattığı dönemde içinde bulunduğu Osmanlı kültürünü çok iyi anlamanızı sağlar. İşte bunun gibi bir hatırat ise Temeşvarlı Osman Ağa’nın esaret günlerini anlattığı, gerçek anlamda film tadında bir hikayesi olan hatıratıdır.







Osmanlı döneminden kalma nadir hatırat, seyahatnamelerden


Osmanlı’nın yaptığı çok iyi birşey var; arşivcilik. Osmanlı devlet sistemi, en ufak kağıt parçasını bile atmamış, mutlaka arşivde saklamıştır. Bu belki gelenektendir belki de o işle görevli olan kişinin kelle korkusundandır bilinmez, ama arşiv sistemimizin gayet iyi olduğu, Cumhuriyet döneminde de aynen devam ettiği su götürmez bir gerçektir. Fakat bu gayet güzel arşiv geleneğimizin dışında maalesef hatırat, seyahatname, günlük tutma vs. gibi bir geleneğimizin olmaması da bir o kadar insanı üzmektedir. Düşünün; dönemin çağdaş yabancı kaynakları olmasa biz İstanbul’un hangi gün fethedildiğini dahi bilemeyecektik. Biz şehri fethetmişiz, fakat bunu yazmamışız. Yazılanlar ise daha sonraki tarihlerde yazılmış, dolayısıyla tarihler birbirini tutmamakta. Durum böyle iken nadir birkaç hatırat ve seyahatname dışında, bu tarz günlük, hatırat yazma, seyahatname yazmak geleneğini anca Osmanlı’nın son döneminde edinmişiz ve özellikle 19. Yüzyıl ile beraber de bu tür adeta patlama yapmış, biraz da dönemin şartları gereği her önemli kişinin bir hatıratı, bir günlüğü olur hale gelmiş.

Temeşvarlı Osman Ağa’nın hatıratı da işte bu nedenlerden dolayı çok önemlidir. 2. Viyana bozgunundan hemen sonra sıradan halkın ve askerin neler yaşadığını, o dönem nelerle uğraşıldığını ve vaziyetin ne olduğunu belki bilerek belki bilmeden de olsa direkt olarak gözler önüne sermekte.
Bugünkü Temeşvar

Avusturya ile münakaşamız yeni değil

Gündemi takip ettiyseniz bilirsiniz; Avusturya ile özellikle son 1 senedir sürekli münakaşa halindeyiz. Onlar tarafından neredeyse ırkçılığa varan edepsizlikler, yaşanan diplomatik krizler, laf dalaşmaları, bizim yetkililerimizin verdiği cevaplar, hava limanlarındaki reklam panoları ve gazete ilanları üzerinden yapılan atışmalar vs. İşte bu münakaşalar yeni değil, yaklaşık 400 senedir devam ediyor.

Ecnebilerin “rival” dedikleri bir kavram vardır. Tam anlamıyla bir rekabet içerisinde olmayı anlatır. İşte Osmanlı’nın da “rival”ı Avusturya’yı uzun süre idare eden Habsburg hanedanı idi ve o günlerden kalma rekabet, bugünlere kadar devam etmektedir. Temeşvarlı Osman Ağa ise bu rekabetin en çok kızıştığı zamanlarda, tam da 2. Viyana Kuşatması bozgunu sonrası sınır hattında doğup büyüyen ve sonrasında da parlak ve pratik zekası sayesinde askeriyede ilerlemiş, bunun sonucunda da başına gelmeyen kalmamıştır.

Esaret, kölelik, efendilik ile geçen film tadında bir hayat hikayesi


1683 yılında Viyana kuşatması kaldırılmış, bunun akabinde Estergon düşmüş, bu bozguna sebep olduğu düşünülen veziriazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edilmiş, Osmanlı’nın güç kaybettiğini gören Avrupa devletleri ittifak kurarak Osmanlı’nın üzerine Avusturya önderliğinde tam 6 cepheden yürümeye başlamış, bunun sonucu olarak Macaristan elden çıkmış, yaşanan tüm bu kargaşalar sonucu cephedeki asker isyan ederek saraya, İstanbul’a yürümüş ve bunun neticesinde 4. Mehmet tahttan indirilerek 2. Süleyman başa geçirilmişti. Yani Osmanlı açısından tam bir kargaşa durumu mevcuttu, fakat bir süre sonra sular durulmaya başlanıp idare tekrar sağlanınca Avusturya üzerine sefere çıkılması talimatı gelerek kaybedilen yerlerin tekrardan alınması hedeflenmişti.

Temeşvar kalesini ve kaledeki camileri gösteren bir gravür

Osman Ağa, bu olaylar yaşandığı sırada sınırda, görevli olduğu kaleyi kısıtlı sayıda askerle birlikte savunmaya çalışıyordu. Nitekim Avusturya ordusuna karşı daha fazla direnemediler ve oldukça kanlı geçen bir muharebenin ardından daha fazla dayanamayan kale, Avusturyalıların eline geçti. İşte bu şekilde de Temeşvarlı Osman Ağa’nın esaret hikayesi başlamış oldu.

Borç yiğidin kamçısıdır sözü gerçektir


Hatıratta benim en ilgimi çeken kısımlardan birisi, artık köle olan Osman Ağa’nın efendisi konumuna gelen Avusturyalı subay ile Osman Ağa arasındaki para meselesidir. Osman Ağa, efendisi ile serbest bırakılması için pazarlığa girişir ve bir miktar parada anlaşırlar. Avusturyalı subay Osman Ağa’ya yedi gün müddet verir ve kasabasına gidip üzerinde anlaşılan meblağ uyarınca para bulup getirmesi karşılığında gitmesine izin verir. Osman Ağa gider, parayı bulur ve kendi ifadesiyle “Türklüğün şanında verilen sözü bozmak yoktur” diyerek efendisini bulmak üzere geri döner. Osman Ağa’nın asıl macerası da işte bu dönüş yolunda başlar. Önce Macar eşkıyaların eline düşer, parlak zekası sayesinde güç bela onları atlatır, açlıktan iyice sefalete düşer ama ne yapar ne eder harekat halinde olduğu için eski yerinde bulamadığı Avusturya ordusuna bir şekilde yetişir, efendisi olan subayı bulur, tesadüfen ordugah yakınında istirahat etmeye gelmiş olan Macar eşkıyalarını bir güzel sopalatır, onlar tarafından çalınan parasını alıp subaya teslim eder fakat işler beklediği gitmez ve serbest bırakılmaz, emekli olup Viyana’ya yerleşmek üzere geri dönen efendisi tarafından Viyana’ya doğru götürülür.
Temeşvar kalesini gösteren bir başka çizim

Osman Ağa’nın hikayesi burada bitmez tabii ki. Viyana yollarında binbir türlü eziyet görür, açlık ve sefaletin en kuvvetlisini çeker, yolda olduğu sırada bir şekilde subay olan efendisinin elinden kaçar, fakat bu sefer de başka bir kale kumandanın eline düşer. Kale kumandanının ölümüyle beraber yolu bir şekilde Viyana’ya kadar uzanır, bu arada birkaç ufak gönül macerası olsa da kendi ifadesiyle “son raddeye gelmeden hep kendini tutar” ve Viyana’da oldukça nüfuslu ve varlıklı, soylu bir ailenin yanında hizmete girer. Burada aslında keyfi yerindedir. Efendileri ve yerel halk tarafından oldukça sevilir, öğrendiği tatlıcılık ve pratik zekası sayesinde gayet iyi para kazanmaya başlar fakat aklının bir köşesinde daima kaçmak, yurduna dönmek planları vardır.


Konak görevlisinin uçkuru sağ olsun


Önceki esaret günlerine, yaşadığı eziyet ve gördüğü işkence günlerine göre gayet iyi denebilecek şekilde yaşarken bir gün, yaşanan bir hadise sayesinde talihi döner ve kurtuluş yolu açılır.

Konaktaki “hizmetlilerin” sorumlusu konumunda ve konak beyinin ikinci adamı pozisyonundaki konağın kethüdası, bir gece gizlice daha önce esir düşmüş yine aynı konakta hizmetli olarak çalışan Türk kökenli bir esir kızın koynuna girmiş, işini görmüş, sabahında da kızcağız korkudan ne yapacağını bilemeyip gelip durumu Osman Ağa’ya anlatmış, Osman Ağa da durumdan faydalanarak kaçış planını devreye sokar. Eğer vaziyet ortaya çıkarsa yaşanan rezalet karşısında fena halde cezalandırılacağını ve pozisyonunu kaybedeceğini bilen kethüda, Osman Ağa’nın her dediğine mecburen evet der ve Osman Ağa’nın serbest bırakılıp sınır boyunda bir yerde dilediği gibi ev kurabileceğine dair efendisinin ağzından sahte bir mektup hazırlayıp bir güzel imzalar ve böylece kaçış yolculuğu başlar.

Bu yolculuk da oldukça maceralı geçer; yolculuk sırasında kendine 3 yoldaş bulur, bunlarla beraber yol üzerindeki kale kumandanlarını bu sahte belgeler ve pratik zekası sayesinde ikna ederek sınıra kadar varır, bu esnada bol bol dolandırılır. Sınıra vardıktan sonra oranın yerlileriyle kendini karşıya kaçırmaları konusunda anlaşır, bir gece yola çıkılır fakat bu sefer de Sırp eşkıyalarına yakalanır, bir şekilde onları da atlattıktan sonra en nihayetinde yurduna, Osmanlı topraklarına varabilir.

Temeşvar, bugün Romanya'nın kuzeybatısında, Belgrat'ın
kuzeydoğusunda kalıyor


Ülkesine vardıktan sonra önce kendisine eski görevi iade edilir, sınırda görevli olan paşanın hizmetine girip tercümanlık yapar, Pasarofça Anlaşması sırasında iki ülke arasındaki sınır tayini görüşmelerine katılır ve memleketi Temeşvar’ın 20 Ekim 1716’daki kaybına kadar burada yaşar. Zaten yaşlanmaya başlamış olan Osman Ağa, Temeşvar’ın kaybından sonra Belgrat’a gelir. 18 Ağustos 1718’de Belgrat da kuşatıldığında o zamana kadar üç kızı ile beraber gayet iyice yaşamını sürdüren Osman Ağa’nın hayatı tekrar altüst olur; kuşatma sırasında gerçekleşen oldukça büyük ve şiddetli bir patlama sırasında iki kızını, akrabalarından dokuz kişiyi bütün para ve eşyalarıyla birlikte yok eder. Hayatta kalan tek kızı, evlenip İstanbul’a yerleşince onun yanına, daha sonra yaptığı ikinci evliliğinden olma oğullarıyla birlikte yerleşir ve ölümüne kadar da burada kalarak 1724 yılında da ölümünden kısa süre önce hatıratını yazarak, bizlerin bu şimdi okuduğumuzda inanması güç gelen hayat hikayesini öğrenmemizi sağlar.

İşte Temeşvarlı Osman Ağa’nın hikayesinin kısa özeti ve o dönemin vaziyeti budur. Bu film gibi hayat hikayesinin tamamını Orhan Sakin’in günümüz diline çevirdiği Bir Osmanlı Askerinin Sıradışı Anıları 1688-1700 Temeşvarlı Osman Ağa kitabından bulabilirsiniz.


Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar