12 Kasım 2016

Fatih'in en büyük misafiri: Ali Kuşçu


Fatih'in en büyük misafiri: Ali Kuşçu


Ali Kuşçu - minyatür çizimi
Alimlerin protestosu Fatih'i bile dize getirmişti yazımda, Fatih Sultan Mehmet ve dönemin ulema sınıfı arasında yaşanan bazı olayları ve bu olaylar sonucu Fatih gibi Türk tarihinin gelmiş geçmiş en büyük hükümdarlarından birisinin nasıl protesto edildiğini, zaman zaman geri adım dahi atmak zorunda kaldığını anlatmıştım. Fatih’in alimler ile olan ilişkisi sadece bu kadarla sınırlı değil tabii ki. Ulema ile sadece didişmemiş, huzurunda felsefe, din ve çeşitli bilimsel konularda tartışmalar yaptırtmış ve ulema sınıfına büyük önem vermiştir. Başka bir yazıda daha ayrıntılı olarak anlatmayı planladığım Fatih’in bu entelektüel yanını daha iyi anlamak için, ulema ile olan bu ilişkisini de iyi inceleyip irdelemek gerektiğini düşünüyorum. Yani Fatih Sultan Mehmet, ulemaya büyük önem veren bir liderdi. Bu ilginin bir meyvesi olarak da dönemine büyük etki bırakmış, büyük bir alimi de ülkesine özel olarak davet etmiş, çalışmaları ile özel olarak ilgilenmişti.

Bir büyük alimin himayesinde, başka bir büyük alim


Timur dünya tarihinin görmüş olduğu en büyük komutanlardan biri olması dışında, Semerkant başta olmak üzere Türkistan coğrafyasında ilmin gelişmesi konusunda da çok büyük etkilere sahiptir. Timur’un sağlığında temeli atılan o ilim sevdası, Şahruh döneminde meyve vermeye başlamış, ayda bulunan bir kratere de ismi verilen, 15. Yüzyıl astronomu unvanı verilen Uluğ Bey döneminde ise zirve yapmıştır. Hatta bir nevi “Türk Rönesansı” da denebilecek bu devirde birçok alim yetişmiş, tarih yazıcılığından edebiyata, matematikten astronomiye ve hatta tasavvufa kadar pek çok alanda büyük ilerleme kaydedilmiştir.
Uluğ Bey'in 2004 yılında yaptırılan heykeli
Bahsettiğim bu “Türk Rönesansı” devrinin tam da en parlak dönemlerinden birinde doğmuş ve asıl ismi Alaeddin Ali iken, sonradan Ali Kuşçu ismiyle anılmaya başlandı. Babası Muhammed, yukarıda bahsettiğim üzere kendisi de çok büyük alim olan Uluğ Bey’in doğancıbaşısı olduğu için “Kuşçu” lakabını aldı. Bundan dolayı Alaeddin Ali de Ali Kuşçu olarak bilinir oldu. 15. Yüzyıl başı olduğu kesin olmakla birlikte doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Tartışmalı olsa da 1403 tarihi genel olarak kabul edilmiştir fakat söylediğim üzere, bir kesinliği yoktur.

En büyüklerin yanında yetişti


Eğitimini ilk olarak dönemin en büyük alimlerinden Kadızade-i Rumi ve Gıyaseddin Cemşid’den alan Ali Kuşçu, matematik ve astronomi alanındaki ileri eğitimini ise Uluğ Bey’den bizzat aldı. Eğitimini tamamlamasına rağmen bir türlü ilme olan açlığı bitmek bilmeyen Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Kadızade’den izin alamama endişesi taşıdığından gizlice Kirman’a gitti ve burada eğitimine devam etti. Burada döneminin en önemli eserlerini okuma fırsatını buldu ve oradayken okuduğu Nasirüddin-i Tusi’nin Tecidü’l-kelam adlı eserini Şerhu’t Tecrid ismiyle şerhederek Ebu Said Han’a takdim etti ve büyük takdir kazandı. Kirman’daki eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey’in yanına Semerkant’a döndü ve Kirman’da bulunduğu sırada yazdığı Hallü eşkali’l-kamer adlı risalesini Uluğ Bey’e sunarak hocasının da takdirini kazandı. Bundan sonra eğitimini ve ilmini daha da geliştirmek için Uluğ Bey tarafından Çin’e gönderildi. Çin’deki eğitimini bitirip geri döndükten sonra ise dünyanın yüzölçümünü ve meridyen uzunluğunu hesaplamak gibi büyük buluşlara imza attı.


Gittiği her yerde sevilen alim


Önemi gün geçtikçe azalmış olsa da halen daha patronluk müessesi mevcuttur. Patronluk, ister şair veya müzisyen gibi edebi dallarda ister diğer ilmi konularda olsun, eser vermek için şarttır. Zira ortaya bir eser vermek için çalışan biri, dönemin önemli isimleri yahut bizzat hükümdar tarafından desteklenir, şimdiki ismiyle bir nevi “sponsor”u olur. İşte Ali Kuşçu’nun da “sponsoru”, hamisi yahut patronu diyebileceğimiz kişi de hem hocalık yaptığı hem de adeta evladı gibi sevdiği Uluğ Bey’di. 1449’da Uluğ Bey öldürüldüğünde ise Ali Kuşçu koruyucusuz kaldı. Belki de bunun sebep olduğu tedirginlikten dolayı, hac maksadıyla Timurlu sarayından ayrıldı ve Mekke yoluna giderken, Tebriz civarında, uzun süredir kendisine büyük ilgi gösteren Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından davet edildi ve aradaki ilişkileri düzeltmesi maksadıyla Fatih Sultan Mehmet’e elçi olarak gönderildi.

Osmanlı ülkesinde elçilik görevini yerine getirdikten sonra Uzun Hasan’ın yanına döndü fakat Fatih, Ali Kuşçu’nun ilmine o kadar hayran oldu ki büyük ısrar ve çaba ile kendi ülkesine gelerek himayesi ve Osmanlı ülkesinin hizmetine girmesi için davet etti. Bu büyük ısrar sonucu daveti kabul eden Ali Kuşçu, Osmanlı ülkesine doğru hareket etti ve yol boyunca gittiği her yerde gayet gösterişli büyük törenler ve armağanlar ile karşılandı. Sarayın hizmetine girmek üzere İstanbul’a ayağını bastığında ise dönemin en büyük alimlerinden olan Hocazade Muslihuddin ve diğer büyük alimlerin de katıldığı bir karşılama töreni ile Üsküdar’a gelmiş, karşıya geçmek için bindikleri kadırgada yanındaki alimler ile med-cezir olayları üzerine bilimsel tartışmaya girişmeleri, nasıl bir ilim aşkı taşıdığını göstermeye yeterlidir.
1472 senesinde 200 kişili maiyetiyle birlikte Fatih’in hizmetine giren Ali Kuşçu, Fatih tarafından geldiği mesafe miktarınca para verilerek ödüllendirildi.
Ali Kuşçu

İlme heyecan geldi, matematik ve astronomi alanında büyük atılımlar yapıldı


Onun İstanbul’a gelişi ile beraber Osmanlı’nın ilmi çevrelerine büyük bir heyecan geldi. Molla Hüsrev ile beraber döneminin yüksek üniversitesi sayılabilecek Semaniye Medreseleri kurulup burada verilecek eğitim programları düzenlendi. Daha önceden 60 derece olarak bilinen İstanbul’un boylamını, 59 derece olarak düzeltmiş, enlemini de 41 derece 14 dakika olarak tespit etmiştir ki bugünkü teknolojimiz ile yaptığımız kesin sonuçlara gayet yakındır.
Bilindiği kadarıyla altısı astronomi ve matematik, ikisi kelam ve fıkıh, yedisi dil ve gramer alanında olmak üzere, günümüze on beş civarı eserinin ulaştığı bilinmektedir.
Ali Kuşçu'nun Risâlat al-Fathiyya adlı eserinden bir sayfa


Verdiği dersleri alimler bile izlerdi


Ali Kuşçu tarafından Fatih Sultan Mehmet'e yapılan
kitap takdimini gösteren bir minyatür
Osmanlının hizmetine girdikten sonra yaptığı işler nedeniyle ondan fazlasıyla memnun olan Fatih, memnuniyetinin bir göstergesi olarak 1473’de, Uzun Hasan üzerine çıktığı ve galip geldiği Otlukbeli seferine giderken onu da beraberinde götürdü. Sefer sırasında, verilen molalarda ilim meclisleri kurdurdu ve bu meclislere Ali Kuşçu’yu da davet ederek onun ilminden istifade etti. Fatih, sefer dönüşünde ise onu Ayasofya medreselerinin müderris olarak atadı ve burada, Kuşçu tarafından ders verilmeye başlandı.
Kuşçu’nun bizzat hocalık yapması büyük etki gösterdi ve derslerinin tıklım tıklım olmasının yanında, dönemin diğer büyük alimleri dahi bu büyük ilim adamının derslerini takip etmeye başladılar. Mirim Çelebi, Molla Lütfi gibi dönemin önemli isimleri bu derslere bizzat katılırken, Sinan Paşa gibi o dönemin en büyük alimlerinden birisi dahi kendi öğrencisi Molla Lütfi vasıtasıyla Ali Kuşçu’nun derslerini yakından takip etmekten geri kalmadı.


Fatih Sultan Mehmet vasıtasıyla Osmanlı hizmetine giren Ali Kuşçu, iki sene sonra, 15 Aralık 1474’deki vefatı hükümdar dahil herkeste büyük bir hüzne neden oldu. Fatih Camii’nde bir güneş saati de bulunan bu büyük alim, en fazla hizmetinin geçtiği bu topraklarda, Eyüp Sultan Türbesi civarında toprağa verildi.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar