15 Kasım 2016

Efsaneden gerçeğe Kürşad ihtilali


Efsaneden gerçeğe Kürşad ihtilali


Kürşad ve 40 çerisi (temsili)
 Çocukluk dönemlerinde ve daha sonraki büyüme çağında Kürşad adını ve Kürşad İhtilalini duymayan yoktur sanırım. Bu yazıda, Kürşad İhtilalinin asıl öyküsünü yani Çin kaynaklarında nasıl geçtiğini, bizde dilden dile, nesilden nesle aktarılan bu hikayenin Çin kaynaklarına göre gerçek hikayesini anlatacağım.




Bir roman kahramanı


Kürşad ve Kürşad İhtilali, büyük tarihçilerimizden Hüseyin Nihal Atsız’ın bize bırakmış olduğu bir hediyedir.
Hüseyin Nihal Atsız
Osman Fikri Sertkaya tarafından yazılmış Hüseyin Nihal Atsız - Hayatı ve Eserleri isimli biyografi kitabında da geçtiği üzere, Kürşad ihtilali ilk olarak Nihal Atsız tarafından Bozkurtlar serisinde Bozkurtlar Diriliyor kitabında anlatılmıştır. Kitapta Urungu adındaki birisi ve annesi arasında geçen diyaloglar ve onların hatırlayabildikleri ölçüsünde Kürşad ve ihtilalinin hikayesini görüyoruz.
Nihal Atsız’ın çok iyi bir tarihçi olmasının yanında çok da iyi bir romancı olduğunu buradan anlayabiliriz. Zira hakikaten, kendini bir solukta okutan, oldukça sürükleyici bir anlatım dili var.

Türkiye, Kürşad İhtilali ile bu şekilde tanışıyor ve bir efsane olarak dilden dile anlatılmaya başlanıyor. Fakat Atsız’ın romanında geçen bu hikaye gerçek mi ? Hakikaten böyle bir hadise yaşanmış mıdır ? Maalesef hemen tarihi konuda olduğu gibi, bu konuda da bolca palavra içerik ve efsane mevcut ve sorgusuz sualsiz bir inanış mevcut. Hatta Çin imparatoruna kafa tutulmasından Çin’in dize getirilmesine kadar birçok efsane de uydurulmuş durumda. Peki kaynaklar ne diyor, bir de ona bakmak gerek zira tarih dediğimiz şey, belge ile yapılır diye söylüyoruz her seferinde.

Koca bir kağanlık çöküyor


Büyük Hun İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ortada büyük bir siyasi boşluk doğmuştu. Bu boşluk ancak 6. Yüzyılda doldurulabilmiş, Göktürk olarak bildiğimiz, asıl ismi Türk Kağanlığı olan devlet tarafından bu otorite boşluğu giderilmişti.

Bu sağlanan birliğin bozulması da fazla uzun sürmedi. Yaklaşık yüz sene sonra, 627 senesinde işler iyice çıkılmaz hale geldi. Bugün bile yazın sıcaklık ortalaması 18 derece olan Moğolistan coğrafyasına 627 yazında kar yağması sonucu bütün ülkede kıtlık çıkıverdi. Toprağın büyük bölümünün donma derecesinde olduğu coğrafyada tarım yapılamıyor, hayvancılık ile geçim sağlanıyordu ve yazın kar yağması demek, bütün bu hayvancılık işinin bozulması demek oluyordu. Hatta iş öyle duruma ulaştı ki; bazı kaynaklara göre, kadınlar, kemikleri ufalayıp kemik ununu yiyecek haline getirmeye ve bu şekilde beslenir hale gelinmişti.

Zaten siyasi olarak çalkantıda olan devlet, yaşanan bu muazzam kıtlığa daha fazla dayanamadı ve 630’lu yılların başında dağılarak yıkıldı. Üçe ayrılan devlet, İl Kağan idaresinde toplanmaya çalıştıysa da Çin’in akıllıca politikaları sayesinde başarı sağlayamadı ve tamamen parçalandı. Devletin idaresinde bulunan bey ve komutanlara ise Çin devleti tarafından dördüncü derece rütbeler verilerek himaye altına alındı.
Hüseyin Nihal Atsız - Bozkurtlar Diriliyor

Efsaneden gerçeğe, ihtilalin gerçek hikayesi



629-630 yılında iki önde gelen Göktürk beyi, kardeş daha Çin’e gitmiş, orta derecede generallik rütbesi ile Çin himayesi altında girmişti: T’u-li Kagan ve kardeşi Chie-shih-shai. Fakat iki kardeşin arası kısa süre içerisinde açılmış, bir süre sonra saray muhafızları generalliğine kadar yükselen ve Çin kaynaklarında yaptığı çapkınlıklar nedeniyle ağabeyi tarafından azarlandığı anlatılan Chie-shih-shai, ağabeyi T’u-li Kagan’ı hainlik ile suçlamış ve imparatora şikayet etmiştir.

Tam anlamıyla “evdeki plan çarşıya uymadı”


639 senesine gelindiğinde bir bağımsızlık mücadelesi başladı. Akrabaları ile gizlice irtibata geçen Chie-shih-shuai, bu sayede kırktan fazla Göktürk kabile şefi ile anlaştı ve kendi tarafına çekti. Bunlardan biri de hainlik ile suçladığı, ağabeyi T’u-lin’in oğlu Ho-lo-hu idi. Kendi aralarında bir plan yaptılar ve bu plana göre; Chin hanedan prensi olan Li Chih, geceleri dışarı çıkıp dolaşıyordu ve bu ufak gezilerinden biri esnasında aniden üzerine atılıp onu yakalayacaklardı. Bir gece, Chiou-ch’eng-kung sarayından sabaha karşı çıkacak, onun çıkması sayesinde bu kapıda ve etrafındaki nöbetçiler de gitmiş olacaktı. Boşluktan yararlanan Chie-shih-shuai ve arkadaşları da bu kapıdan saraya girecek, gizlice imparator T’ai-tsung’un odasına girerek onu esir alacaklardı. Başarılı olmaları durumunda bu kozu kullanarak bağımsızlık ilan edecek ve içlerinden Ho-lo-hu da kağan olarak seçilecekti.

Plan kusursuzdu. Planı uygulamak için geceyi beklediler ve gece olduğunda da Prens Li Chih’in çıkışını beklemeye koyuldular. Fakat, Chie-shih-shuai ve arkadaşlarının hesaba katmadığı birşey oldu ve o gece büyük bir fırtına kopuverdi. Prens, fırtına nedeniyle dışarı çıkmayınca da bütün plan bozulmuş oldu.
Chie-shih-shuai, bu durum üzerine panikle ani bir karar verdi ve saraya hücum ederek T’ai-tsung’u kaçırmak üzere harekete geçti. Saraya vardıklarında muhafızlarla karşılaştılar. Saray muhafızlarıyla çarpışarak dört savunma hattını da yardılar ve ana karargaha dahi ulaşmayı başardılar. İşler gayet iyi giderken Ch’e-tsung (Her yerde hücum eden general) lakaplı Sun Wu-k’ai sarayın imdadına yetişti ve o ana kadar gayet iyi şekilde savaşıp, üstün durumda olan Chie-shih-shuai ile arkadaşları bozguna uğradılar.
Yaşadıkları bozgun sonrası sarayın ahırına girerek at çalıp kaçmaya başladılar. Geri çekilmek için Wei Irmağını geçmeleri gerekiyordu ki güvende olacakları, eski topraklarına ulaşabilsinler. Fakat fırtınanın etkisiyle iyice kabaran Wei Irmağını geçemeyip sınır devriyeleri tarafından yakalanıp öldürüldüler. İçlerinden bir tek Ho-lo-hu idam edilmedi, affedilip Çin içlerindeki Ling-wai bölgesine sürüldü.


Peki Kürşad kimdir ?


Kürşad (temsili çizim)
Yukarıda anlattığım hadise, Tzu Ching Tung Chien gibi Çin kaynaklarında ve Çin yıllıklarında bu şekilde geçmektedir. Nihal Atsız ise bu hadiseyi almış, ufak tefek değişiklikler yaparak romana uygun hale getirip Chie-shih-shuai ismini de muhtemelen Kül ve Şad unvanlarını birleştirerek Kürşad haline çevirerek bizlere sunmuştur.


Açıkça söyleyeyim; sanıyorum hiç kimse Chie-shih-shuai (Cieşişuay) ismini bir roman içerisinde okumak istemez, dolayısıyla satmaz, biz de bugün böyle bir ihtilal olup olmadığını bilemezdik. Yani Nihat Atsız burada son derece doğru bir iş yapmış, tam anlamıyla bir edebiyatçı gibi düşünerek yaşanan olayı ve karakteri romana göre uyarlayarak bizim bu hadiseyi öğrenmemizi sağlamıştır. Ama lütfen tarih öğrenmek için romanı değil, gerçek tarih kitaplarını ve kaynakları baz alalım. 
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar