3 Kasım 2016

Atatürk’ü ağlatan ölüm haberi; İlk Milli Eğitim Bakanı M. Necati Bey


Atatürk’ü ağlatan ölüm haberi; İlk Milli Eğitim Bakanı M. Necati Bey

               
Mustafa Necati Bey konuşma yaparken
Zaman zaman bazı güzide basın yayın organlarında haberi çıkar: “Mustafa Necati’nin ibretlik ölümü” yahut daha da ileri gidip “Kuran’a küfrederken öldü” gibi… Bunlar gibi palavra ve ideoloji uğruna birilerine esma sıçratma çabalarına girmeden, harf inkılabının öncülerinden ve Millet Mekteplerinin fikir babası olan, gerek milli mücadele yıllarındaki aktif rolü gerek de genç Cumhuriyetin o ilk yıllarında cehalete karşı verdiği savaşa “ Türkiye’de okuma yazma bilmeyen bir fert bırakmayacak kadar geniş bir azimle çalışmak” sloganıyla başlayan Mustafa Necati Bey’in ölümünü ve ölüm haberi alındığında Atatürk dahil devlet büyüklerinin ne tepki verdiklerini bizzat gördüklerinden aktaran Afet İnan’ın hatıralarından nakletmeye çalışacağım.

                Mustafa Necati, 1894 senesinde İzmir’de doğmuş, ilk ve orta öğrenimini de burada yaptıktan sonra İstanbul Hukuk Mektebi’ne kaydolmuş, 1913’de buradan mezun olduktan sonra da tekrar İzmir’e dönmüştür. Birinci Dünya Savaşı ile neticesinde İzmir işgal edilince bulunduğu yerden kaçarak İstanbul’a gitmiş ve bir süre burada kaldıktan sonra Kuvayı Milliye hareketine katılmak üzere Balıkesir’e geçmiştir.
Cumhuriyet ile beraber Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra, bugünkü adı Manisa olan Saruhan Milletvekili seçilerek Anka
ra’ya gelmiş, İstiklal Mahkemeleri kurulduktan sonra öce Sivas İstiklal Mahkemesi üyeliğine, bir süre sonra da ikinci dönem Kastamonu İstiklal Mahkemesi başkanlığına getirilmiştir.

En önemli bakanlıklara o getirildi


1923 yılında Lozan anlaşması sonrasında Birleşmiş Milletler’in talebi üzerine Türkiye ve Yunanistan arasında bir değiş tokuş anlaşması yapılmıştır. Buna göre Anadolu’da kalan Rumlar ile Batı Trakya dışında kalan Türkler’in değişimini kapsayan fakat Anadolu’daki Hristiyan bazı Türkler’in de ne yazık ki buna dahil olduğu bir mübadele yaşanmıştır. İşte bu mübadelede, nakillerin ve iskanların sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için Mübadele ve İmar-İskan Bakanlığı kuruldu ve başına da Mustafa Necati Bey getirildi.
Hilafetin kaldırıldığı 1924 senesi sonrası yeni bir hukuk düzeni gerekmiş, dönemin devlet adamları ve Atatürk’ün oldukça güvendiği Mustafa Necati Bey Adalet Bakanlığı görevine getirilerek onun zamanında adalet reformu yapılmıştır.
Sonrasında ise Atatürk önderliğinde bir eğitim reformu başlatılmış, bu en önemli görülen işin başına da Mustafa Necati Bey getirilmiş, harf devrimi ve yeni harfler ile beraber ülkedeki herkese okuma yazma öğretilmesi planlanan Milliyet Mekteplerinin temelleri atılmış, onun ölümünden sonra da hayata geçirilen bu büyük projede büyük başarı sağlanmıştır.

Alt tarafı apandisit


Harf devriminin yapıldığı, yeni harfler ile beraber eğitim yapılarak halka okuma yazma öğretmenin ise önemli konu olarak tartışıldığı günler… İşte bu günlerden birinde, 29 Aralık 1928 Cumartesi günü, bakanlıktaki işleri ile meşgulken büyük bir sancı ile beraber aniden fenalaşır ve apar topar, o dönemin Ankara’sında büyük hastaneler olmadığından Sıhhat Yurdu adı verilen bir kliniğe yatırılıyor. Buradan sonrasını ise ilk önce TTK Belleten dergisinde kendi ağzından aktaran ve sonra da 1970’li yıllarda verdiği bir röportaj ile öğrendiğimiz Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan’dan öğreniyoruz.

Hastaneye yatırılan Necati Bey’in durumu ile ilgili 30 Aralık günü bir konsültasyon yapılmış ve durumunun ciddi olmasından dolayı sonraki gün, 31 Aralık’da da ameliyata alınması kararlaştırılmıştı. 31 Aralık Pazartesi günü saat 11.30 gibi apandisit ameliyatına girmiş, ameliyat süreci ise oldukça sıkıntılı geçmişti.

Necati Bey’in ameliyat olduğu sıralarda yani yılbaşı akşamında Bilecik Milletvekili Asaf Özbay’ın kızının düğünü vesilesi ile Ankara’da büyük bir evde toplanılmış, Atatürk de bu toplantıda bulunuyor, günlük hayatını anlatanların naklettikleri gibi her zamanki o neşeli halinden uzak, endişeli ve kaygılı bir şekilde oturuyordu. Düğünün o eğlenceli havasının dışında kalan devlet adamları arasında günlük siyasi meseleler konuşuluyor, bunun dışında en çok da yakın zamanda açılması planlanan Milliyet Mektepleri ve yeni harfler ile verilecek eğitim tartışmaları büyük bir hararet ve heyecanla yapılıyordu ama Atatürk’ün morali bozuk, sık sık yaverini çağırarak Necati Bey ile ilgili yeni haberler olup olmadığını soruyordu.
Afet Hanımın naklettiğine göre Atatürk her haber alışında biraz daha düşünceli ve endişeli bir hale geliyor, konuşması kesiliyor, “Yazık olur, çok yazık olur kurtarmalı” diyordu. Atatürk’ün bu hali, orada bulunan diğerlerini de üzmüş, endişeli bir biçimde yeni gelecek hayırlı haberleri bekler hale getirmişti.

Odadaki telaşlı bekleyiş devam ederken bir haber daha geldi; ameliyat sonrası Necati Bey’in durumu daha da fenalaşmış, ateşi birden bire düşüvermiş ve artık bütün ümit kesilmişti. Bu haber içerideki havayı buz gibi kesmiş, içlerinde Meclis Başkanı, Başbakan ve bakanların bulunduğu bir heyet apar topar düğünü falan bırakıp Necati Bey’in yattığı Sıhhat Yurdu’na gitmiş ve durumunu orada takip etmeye başlamıştı.
Ve orada bekleyenler için ızdırap dolu bir gecenin ardından, beklenen o acı haber yılbaşı sabahı saat 10.10’da gelmiş, yeni kurulan bu genç Cumhuriyetin en idealist ve cehalete karşı savaşmaya ant içmiş gencecik bakanı, 35 yaşında vefat etmişti. Zaten büyük endişe içinde üzüntü içerisinde olan Atatürk de bu üzüntüye daha fazla dayanamamış, büyük acı içerisinde ağlamaya başlamıştı. Odadaki bütün o sessizliği de Atatürk’ün gözyaşları bozmuş, tam bir matem havası oluşmuştu. Afet İnan tanık olduğu bu durumu şöyle anlatıyor : “Bu kara haber alındığında Atatürk’ün teessürü(derin üzüntüsü) son haddini bulmuştu. Ben ilk ve belki de son defa olarak Atatürk’ün acı duyarak ağladığına şahit oluyordum. Milli heyecan duyduğunda veya harp sahnelerinin feci ölümlerini anlatırken de gözlerinin yaşardığını biliyorum ama, Necati Bey’in vakitsiz ölümüne ağlaması büyük bir milli değerin kaybına duyulan acının ifadesi idi. Kaybımız büyük, millet sağ olsun derken dahi ümidini yitirmemek için gayret gösterdiği pek kolaylıkla anlaşılıyordu.”
(soldan sağa) Mustafa Necati Bey ve Atatürk


Necati Bey’in ölümü sadece dava arkadaşlığı yapmış Atatürk ve diğer devlet adamlarını değil toplumda da büyük bir yankı bulmuş, ölümünün hemen ardından büyük bir tartışma kopuvermişti.

Basın birbirine girmiş, tıp sistemini tartışmaya başlamıştı


Necati Bey’in ölüm haberi gazeteler vasıtasıyla halka duyurulmuştu. O dönemin Giresun Milletvekili olan Hakkı Tarık’ın sahibi olduğu Vakit gazetesi de bu ölüm haberini duyurur ve bununla birlikte Necati Bey’in doktorlarına büyük eleştiriler yapar: “Merhum Necati Bey’in hastalığının mukktedir zannettiğimiz doktorlarımız tarafından teşhis edilememesi bu feci akıbette manevi bir mesuliyet addedilmektedir. Mamafih ameliyat ve tedavi hakkında tenkidi mucip bir nokta görülmemektedir. Ancak teşhis daha evvel yapılabilmiş olsaydı bu vahim neticenin husule gelmemesi çok kabildi.”
Bu yazıyla beraber büyük basında bir büyük tartışma başlar, yaklaşık 20 gün boyunca Necati Bey’in ölümü ve doktorlarının bu ölümdeki vaziyeti tartışılır. Gazetenin sahibi olan Hakkı Tarık Us bununla yetinmeyip meclise bir soru önergesi götürür ve dönemin Sağlık Bakanı olan Refik Saydam’a yetersiz doktor sayısı ve Ankara’daki sağlık altyapısının yetersizliği hakkında bir iyileştirme yapıp yapmayacağını sorar.
Gazetelerdeki haberler daha da artar ve Türk sağlık hizmetleri iyice sorgulanır hale gelince Tabipler Dostluk Cemiyeti 12 Ocak günü bir toplantı düzenlemek zorunda kalır. Bu toplantı da gelen tepkileri dindirmeye yetmez hatta daha da büyür, iş gazeteciler ile cemiyet arasında yazılı atışmalara kadar varır. Nihayet 22 Ocak 1929 günü Vakit ve Cumhuriyet gazetelerinde Ankara Cebeci Hastanesi Operatörü Şevket Bey’e ait bir bildiri yayımlanır ve bütün bu tartışmalar da nihayete erer.

“ Bir gün, herhangi bir Maarif Vekili mecburi tahsil çağında bulunan çocuklarımızın hepsini okutmakta olduğunu ve her köyde mektep ve muallim bulunduğunu söylemek bahtiyarlığına kavuşursa o zaman Cumhuriyet, ilk tahsilde çizmiş olduğu hedefine varmış olacaktır. Bu bahtiyar halefimi (kendinden sonra gelecek olan meslektaşını) şimdiden ben gözlerimin karşısında onu görüyorum. Onun meserretli ve mesut halini müşahede ediyorum”.
Ölümünden altı ay önce, Millet Meclisi konuşmasında bu sözleri söyleyen Mustafa Necati Bey’in cenazesi, 2 Ocak 1929 Çarşamba günü kaldırılır. Bütün devlet erkanının katıldığı cenazede ise Necati Bey’in Cumhuriyet devrimleri için ne kadar önemli biri olduğunu anlatmak amacıyla şu konuşmayı yapar:
Necati’nin hiçbir kirli benek taşımayan varlığını birazdan toprağa vereceğiz. Onun hatıraları artık mefkureci, milliyetçi, cumhuriyetçilerin hafızasında utsi duygularla yaşayacaktır. İnsanlara manevi ve mefkurevi varlık dışındaki şeylerin boşluğunu hatırlatan bu muazzam anda, geleceğe dair düşündüklerimizi bir daha söylemeyi hayat vazifemize sadakat, mefkure arkadaşımıza hürmet sayarım. (…)

İnkılapçıların ölürken kalanlardan ve yeni yetişenlerden bir tek dileği vardır: Cansız bileklerinde sallanan vazife bayrağının daha yüksekte dalgalandırılmasıdır.”

Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar