2 Ekim 2016

Tarihten fıkralar ve kısa hikayeler - Yavuz Sultan Selim

Tarihten fıkralar ve kısa hikayeler - Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim


Necati Kotan'ın derlemelerinde kaynaklarda geçen enteresan hikayelerin yer aldığı tarihten fıkralar ve kısa hikayeler serisinin Yavuz Sultan Selim bölümündeyiz..


Beni Birgün Evvel Öldürt


Yavuz Sultan Selim şedid bir padişahtı. Bu yüzdendir ki, "Dilerim Allah'tan Yavuz'a vezir olasın" sözü bu asırda bir beddua idi. Yavuz, işbilir kimselere sevmezse bile takdir ederdi. Sadrazam Piri Paşa Yavuz'un hoşlanmadığı kişiler arasında idi. Ancak Piri Paşa iş bilir bir kimse olduğu için, Yavuz onu makamında tutuyordu. Ancak Piri Paşa günün birinde padişahın bir bahane bulup kendisini öldürteceğini bildiği için, devamlı huzursuzluk içinde bulunuyordu. Birgün herşeyi göze alıp Yavuz'un huzuruna çıkarak:

-"Padişahım, bu sadık kulunuzu günün birinde öldürteceğinizi biliyorum. Bu işi bir gün evvel yapın da bende kurtulayım, sizde kurtulun" Padişah da bu sözlere çok gülmüş ve şöyle demişti:
-"Doğru söylersin, seni öldürtmek isterim. Ancak, senin gibi becerikli birini yerine bulmak çok zordur. Yoksa seni muradına eriştirmek çok kolaydır".

(Solakzade Tarihi, Hammer Tarihi)

Yavuz'un Mektubu


Türk ordusu Yavuz Selim'in başkanlığında İran sınırlarını geçince, ufak çapta da olsa çatışmalar başlamıştı. Ancak şahın kendisi henüz ortada yoktu. Yavuz, şahı savaş alanına çekmek için, aşağıdaki mektubu kendisine gönderdi:

-"İsmail Bahadır. Sen benim sınırım ve yurdum üzerinde görünmekle bana meydan okudun. İşte ben geldim ve haftalarca yürümekte olduğum halde, ne senden ve ne de askerlerinden bir eser yok. Ölü müsün yoksa sağ mısın bilemem. Sen hileden başka birşey bilmez misin ? Eğer korkuyorsan bir doktor bul, seni tedavi etsin. Fakat seni korkutmamak için, en iyi askerimden kırk binini Kayseri civarında bıraktım. Zannederim ki, düşman hakkında bundan daha iyi lütufkarlık gösterilemez. Lakin, kendini gizlemekte devam edecek olursan erkek sayılmazsın. Nasihatimi dinle, miğfer yerine kadın örtüsü kullan ve hüküm sürmek istediğinden de vazgeç.

(Hammer Tarihi)

Cafer Çelebi'nin İdamı


Yavuz İran'a giderken Eleşkirt'te askeri bir isyan olmuştu. Yavuz'un çelik iradesi bu isyanı bastırmasını bilmişse de, Yavuz Çaldıran dönüşü, meseleyi yeniden ele aldı. Ona göre Eleşkirt isyanında devlet adamlarının tahriki vardı. Yaptığı tahkikat sonucunda, yeniçerileri isyana teşvik eden devlet adamlarının başında İskender Paşa, Segbanbaşı Osman Ağa, Kazasker Cafer Çelebi geliyordu.Padişah, İskender Paşa ile Osman Ağa'yı derhal öldürttü. Ancak, ilmiye sınıfının başında bulunan Cafer Çelebi'yi ise, hemen öldürtmedi. Kendisini huzuruna çağırıp:

-"Askeri itaatsizliğe ve isyana teşvik eden bir adamın cezası ne olmalıdır ?" diye sorunca, Cafer Çelebi de şöyle cevap verdi:
-"Şayet suçu sabit ise, idamı gerekir" Yavuz yerinden kalktı ve gürledi:
-"Kendi hakkında lazım gelen hükmü kendin vermiş bulunuyorsun" dedikten sonra, Cafer Çelebi'yi derhal idam ettirdi.

(Hammer Tarihi)

Yavuz'un Nutku


Türk ordusu İran üzerine yürüyordu. Eleşkirt'in Sakallı mevkiine gelince asker şii casuslarının tahriklerine kanıp başkaldırdı. İsyancılar büyük bir gürültü çıkararak:

-"Düşman meydanda yok, bu harap yerlerde ilerlemek askeri boş yere telef etmek demektir, geri dönelim" diyorlardı. Padişah böyle gürültülere pabuç bırakacak cinsten biri değildi. Hatta askerin geri dönmek istediğini kendine aktaran çok sevdiği Hemdem Paşa'yı bile, acımadan öldürtmüştü. Gürültülerin arttığını gören Yavuz, çadırından çıkıp atına bindi ve askerin arasına girip şöyle konuştu:

-"Biz henüz arzu ettiğimiz yere varamadık. Düşmanla karşılaşmadığımız için geri de dönemeyiz. Hatta geri dönmeyi düşünmek bile ayıptır. Şahın askerleri ne acıdır ki, şahları için canlarını feda ederlerken siz de geriye dönmek istiyorsunuz. Ben, yolumdan dönmem ve bana inananlarla yoluma devam edeceğim. Kalpleri zayıf olanlar, avratlarını düşünenler, yol zahmetini bahane edenler geri dönebilirler. İcab ederse, ben tek başıma gidebilirim."

(Haydar Çelebi Ruznamesinden naklen, İ.H. Uzunçarşılı)

Yavuz'un Ölümü


Birgün Yavuz çok sevdiği Hasan Can'a:

-"Bre Hasan, arkamda bir diken var, batar canımı acıtır" dedi. Hasan Can, padişahın sırtını açtığında henüz kızarmamış sert bir çıkan gördü. Durumu padişaha anlattığında padişah sıkmasını emretti. Bunun üzerine Hasan Can:
-"Sıkmayalım padişahım, biraz merhem sürelim yumuşasın" dediğinde padişah da şöyle cevap verdi:
-"Biz senin gibi çelebi değiliz, bir küçük çıban için doktorlara gidelim" dedi ve çıbanı Hasan Can'a sıktırdı.
Bu çıbana halk arasında "yanıkara" veya "şir-i pençe" deniliyordu. Çıban ısa bir zamanda büyüdü ve padişaha gittikçe sızı vermeye başladı. Doktorlar da bir türlü çare bulamıyorlardı. Padişah bu acılar içinde kıvranırken Hasan Can'a:

-"Hasan Can, seni dinlemedik. Fakat kendimizi de harap ettik". Öleceği gün idi. Vücudu ateşler içinde yanıyordu. Başucunda oturup Kuran okuyan Hasan Can'a bakıp şöyle dedi:
-"Hasan Can, ne haldeyim, nasılım ?" Hasan Can yaşlı gözlerle:
-"Devletlim, Allah'a kavuşmak zamanıdır. Ona teveccüh ediniz" dedi. Padişah gülümsedi ve:
-"Ya, bunca zamandır sen beni kiminle sanıyordun ? Allah'a teveccühümüzde bir kusur mu gördün ?" dediğinde Hasan Can şöyle cevap verdi:

-"Hayır padişahım, sizin hakkınızda hiçbir zaman böyle birşey düşünmedim. Fakat şimdi içinde bulunduğumuz zamanı başka zamanlarla kıyaslanamaz. Onun için de böyle konuştum".

(Solakzade Tarihi)
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar