8 Ekim 2016

Kaşıkçı Elmasını kasaya kilitleyip unutmuştuk

Kaşıkçı Elması

 Kaşıkçı Elmasını kasaya kilitleyip unutmuştuk            


        
        Bir önceki yazımda size Topkapı Sarayı’nda bulunan hazineyi satmaya çalışıp, neyse ki satamayıp, nasıl elimizde kaldığını anlatmıştım. Fakat iş burada kalmamış ve aralarında Kaşıkçı elmasının da bulunduğu o çok değerli hazineyi çeşitli kasalara koymuş, sonrasında da tam 24 sene boyunca unutmuşuz!...

1927 senesinde, yapılan satış görüşmeleri sırasında aralarında Kaşıkçı elmasının da dahil olduğu hazine, detaylıca listesi çıkartılıp Ankara’ya gönderilir. O sırada Müzeler Umum Müdürü olarak görev yapan Halil Ethem Bey, yapılmaya çalışılan nakile itiraz eder fakat sözünü geçiremediği için en sonunda görevinden istifa eder. Çıkarılan listeyi de o dönemin Meclis Başkanı olan Abdülhalik Bey imzalamış, hazine de kimi tek kimi üç kimi de dört anahtar ile açılan kasalara yerleştirilmişti.

Savaşta ilk iş hazineleri saklamaktır


Dünyada, özellikle de Avrupa’da bir gelenek vardır; eğer ülkeniz tehdit altındaysa, hazineyi başka şehirlere götürüp saklarsınız. Almanya tarafından işgale uğrayan Fransa’nın ilk yaptığı iş, koşa koşa gidip hazinesini farklı şehirlere saklamak olmuştur. Bununla da gayet iyi yapmışlardır zira o hazine Nazi Almanya’sı tarafından ele geçirilmiş olsaydı, çok büyük ihtimalle taşlar satılır, madenler de eritilirdi. Bizde de benzer bir durum olmuş, Birinci Dünya Savaşı sonrasında dört küsür sene boyunca işgal altında kalan İstanbul nihayet kurtarıldığında, şehre ilk giren Refet Paşa ve ordusunun en önce yaptığı iş Topkapı Sarayı’nı kuşatmak ve hazineyi güvence altına almak olmuştu.
İşte belki bu yukarıdaki sebeplerden, belki de tamamen sonradan başa geçenlerin ihmalinden dolayı kasalarda saklı tutulan hazine unutulmuş ve ancak tam 24 sene sonra hatıra gelmişti. Zira biliyoruz ki ikinci dünya savaşı sırasında, İstanbul’da sarayda kalmış olan son birkaç parça mücevher de Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde, özellikle de Niğde gibi şehirlerde mağaralara saklanmıştı.

Açılamayan kasalar hadisesi


1951 senesinin baharına gelindiğinde ise çoğunluğu maliyede olmak üzere Meclis ve Merkez Bankası dahil olmak üzere bazı devlet kurumlarında eski kasalar olduğu keşfedilir. Kasalar keşfedilir ama çok büyük bir problem vardır; kasalar açılamamaktadır zira kasa anahtarları aradan geçen çeyrek asırdan sonra kaybolmuştur ve nerede oldukları da bilinmemektedir!
Ortalık birbirine girer ve eskiden bu olayla ilgilenmiş bütün memurlar aranır; fakat aradan geçen 24 sene sonunda birçok memur ölmüştür. Olayın içinde bulunan birkaç memur bulunur ve birkaç kasanın anahtarı nihayet bulunur. 5 Mayıs tarihinde de ilk kasanın açılması kararlaştırılır ve Maliye Bakalanlığı’ndaki ilk kasa büyük bir heyet önünde açılır. İçinden çıkanlar ise hayret vericidir: Sultan Abdülmecid’in murassa sorgucu, Abdülaziz’in gayet iri taşlarla bezenmiş yakut bir yüzüğü, gayet şık murassa bir taç ve onlarca kıymetli taş ile yine kıymetli mücevherlerle bezeli eşyalar ile yemek takımları..




Çilingir çağırın


Maliye ve Meclis’de bulunan diğer kasaların da açılmasından sonra sıra Merkez Bankası’nda bulunan kasanın açılması için birkaç gün sonraya planlar yapılır ve 7 veya 8 Mayıs sabahı, içinde dönemin Meclis Başkanı Refik Koraltan, Maliye ve Adalet Bakanları, Sayıştay ve Danıştay Başkanları, Demokrat Parti Meclis Grubu Başkanı, Başbakan Yardımcısı, Hazine Gelirler ve Milli Emlak Müdürleri ve bazı milletvekillerinden oluşan devasa bir heyet huzurunda açılmaya çalışılır ama kasa açılamaz zira elde bulunan anahtarlar bu kasaya uymamaktadır. Hemen bir çilingir çağırılır, zabıt eşliğinde çilingir dener fakat kasayı da açamaz; en son oksijen kaynağı ile kasayı keserek açmaya çalışırlar fakat biraz zorlamaya rağmen açılmaz ve içinde de ne olduğu bilinmediğinden zarar vermemek adına o şekilde bırakılır.
Bunun üzerine Ankara’da büyük bir koşuşturmaca başlar ve kayıp anahtar aranır; sonunda bir oda içindeki eski bir masanın kilitli olan çekmece gözü kırılarak o kayıp anahtar da bulur ve son kalan kasa da bu şekilde açılır. Bu esnada da bu nasıl bir iş, nasıl bir ihmalkarlıktır diyerek dönemin Diyarbakır Milletvekili Nazım Önen de bir soru önergesi verir.

Bütün bu koşuşturmacadan son 27 Mayıs sabahı, son kalan kasa da açılır ve kasanın içinden kasa kasa çok değerli mücevherat çıkmıştır fakat yanında ufak bir gözde ise bir başka anahtar daha bulunur. Bu anahtar ile de üst kattaki gizli başka bir kasa daha bulunup açılır ve Kaşıkçı elması, oldukça değerli meşhur inci bir tesbih, üç küsür kiloluk zümrüt taşı, yine padişahlara ait meşhur ve oldukça büyük taşlı bir yüzük gibi son derece değerli olan hazine nihayet tamamen bulunur ve sonradan ait olduğu yere, yani Topkapı Sarayı’na götürülmek üzere korunması amacıyla Meclis sığınağına indirilir.
Yaklaşık 10 sene sonra da, 1960’lı yıllarda yeniden sergilenmeye başlanmıştır.



Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar