15 Ekim 2016

Fatih'in vezir-i azamı "Veli" Mahmud Paşa


Fatih'in vezir-i azamı "Veli" Mahmud Paşa


Eğitim gören bir devşirme tasviri

                Kökeni tam olarak bilinmeyen Mahmut Paşa, henüz küçük bir çocukken 2. Murat’ın askerleri tarafından esir alınmış, zekası fark edilip Enderun mektebine verildi ve bu saray mektebinde oldukça iyi bir eğitim aldı.
Kökeni konusunda birçok rivayet vardır. Bazı ilk dönem kaynaklarına göre Sırp, bazı kaynaklara göre Hırvat’tır. Rum yahut Bulgar olduğunu söyleyen kaynaklar da mevcut olsa da, asıl kökeni bilinmemektedir.

Eğitimini tamamladıktan sonra, tahta henüz oturan 2. Mehmet’in gözüne girdi ve hızla yükselmeye başladı. İstanbul’un fethi sırasında da padişahın yanında bulunmuş, Çandarlı Halil Paşa’nın Fatih ile sürekli çekişip nihayet öldürülmesinden sonra da 1454’te veziriazam görevine geldi.

Fatih’in en başarılı komutanı


Türk askeri teşkilatında halen daha devam eden bir gelenek vardır. Örneğin 2. Ordu Malatya’da ikamet eder ve ülkenin doğu bölgesini idare eder. Bugün dahi terörle mücadele eden birliklerin büyük bölümü 2. Ordu mensubudur. Bu hiyerarşi içinde ise en kıdemlisi 1. Ordu Komutanlığıdır. Genelkurmay Başkanları, genellikle 1. Ordu komutanlarından seçilir. İşte Osmanlı döneminde de neredeyse aynı sistem uygulanmaktaydı. Yalnız Osmanlı sistemi biraz daha farklıydı; 1. Ordu, 2. Ordu 3. Ordu komutanlıkları değil, belirli görev alanları içinde nispeten daha ufak orduları kontrol eden beyler, bu beyleri de komuta eden bir Beylerbeyi mevcuttu. Osmanlı askeri teşkilatı içerisinde ise en kıdemli komutan Rumeli Beylerbeyi idi. Mahmut Paşa da gösterdiği başarılar neticesinde 1456 senesinde Rumeli Beylerbeyliği görevine getirilip ileride birçok askeri başarıya imza attı.

Uzun zamandır Osmanlı ile didişen Sırbistan’ın fethi için sefere çıkıldığında Fatih Sultan Mehmet tarafından görevlendirildi ve Sırbistan’ın büyük bölümünü Mahmut Paşa fethetti. Dönüşte, daha sonra Mora’nın fethine katılıp orada büyük işler başardı. Anadolu’da siyasi birliğin sağlanması için çıkılan seferlerde ise en önde bulunuyordu: Sinop’u İsfenderiyaroğulları’ndan aldı ve Fatih Sultan Mehmet’in idare ettiği 1461 Trabzon seferinde ise öncü kuvvetleri komuta etmişti.
1462 senesinde ise Fatih Sultan Mehmet’in en büyük düşmanlarından biri olan “Kazıklı Voyvoda” üzerine Eflak’a karşı çıkılan sefere katıldı. Bu seferde o kadar başarılı oldu ki, Kazıklı Voyvoda, kendi ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Hemen bir sene sonrasında ise 1463’te, Fatih Sultan Mehmet ile beraber Bosna seferine katıldı ve oradaki Venedik ordusunu mağlup etti.
1468 senesinde ise Karamanoğulları üzerine sefere çıktı. Fakat bu sefer sonrası büyük problemler yaşadı. Bütün bu başarıları sonrası Fatih’in gözünde iyi bir konumdaydı. Bunun yanısıra hem halk arasında seviliyor hem de asker arasında büyük bir nüfus edinmişti. Mahmut Paşa’nın bu nüfusu ve etkisi nedeniyle rakipleri arasında büyük bir düşman grubu da kazandı. Bunun neticesinde de Karamanoğulları’na karşı çıktığı sefer sırasında Mahmut Paşa hakkında birçok dedikodu çıktı. Zenginleri koruduğu, fakirleri ise hor görüp sürdüğü dedikoduları iyiden iyi artınca, Afyon’da ikamet ettikleri bir gün Fatih’ten emir geldi ve çadırı başına yıkılıp görevinden azledildi.

Kaptan-ı Derya


Şimdiye kadar gayet başarılı olması ve halk tarafından da sevilmesinden dolayı idam edilmeyip sadece görevinden azledilmişti fakat Mahmut Paşa gibi bir askerin değerlendirilmesi gerektiğinden, hemen bir sene sonra tekrar çağırıldı, 1469 senesinde Osmanlı donanmasının başına geçirilip bugünkü ismiyle Deniz Kuvvetleri Komutanı yani Kaptan-ı Derya görevine getirildi.
Kaptan-ı Derya olarak Eğriboz Adası üzerine sefere çıktı ve  adanın fethi konusunda büyük uğraşlar verdi, Venedik donanmasının yardımını engelleyip fetih sırasında oldukça başarılı işlere imza atınca 1472’de tekrar veziriazamlık görevine getirildi.

Entellektüel ve hayırsever bir devlet adamı


Mahmut Paşa, Türkçe ve Farsça bilen, bilmekle kalmayıp bu diller üzerinde kalem oynatacak kadar edebiyata da hakim biriydi. Türkçe ve Farsça şiirleri ile altı adet de mektubunun bulunduğu bu divan,  birçok edebiyatçı tarafından oldukça sevilip beğenilmektedir. Şiirlerinde “Adni” mahlasını kullanmış olup,  içinde İran’ın eski ve büyük şairlerine göndermeler bulunmasından dolayı klasik Fars edebiyatını oldukça iyi bildiği anlaşılmaktadır.

La’lini dişledükçe gözi kanumı döker
Elbette hükm-i şer’ budur kana kan gerek

Yüzüne karşu göz yaşın akıtduğum bu kim
Gülzârı tâze dutmağa âb-ı revân gerek
(Mahmut Paşa divanından ufak bir bölüm)
Mahmut Paşa Külliyesi

Bunların yanında gerek Anadolu’da gerek Rumeli tarafında birçok eser yaptırmış olan Mahmut Paşa, Halil İnalcık’ın tabiriyle en az fethi kadar önemli olan İstanbul’un imarı sırasında çeşitli eserler yaptırmış olup, en önemli eseri ise halen daha kullanılan ve ekonomik alışveriş yeri olarak bilinen Mahmutpaşa çarşısıdır.
Bunun dışında en büyük faaliyetlerinden biri ise Fatih Sultan Mehmet’in daveti üzerine İstanbul’a gelen Ali Kuşçu ile beraber Sahn-ı Seman Medreseleri denen, o dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun en elit eğitim kurumunun oluşması ve kurulmasında büyük rol oynaması olmuştur.

Ellerden ve dillerden düşmeyen kitabı ile “Veli” Mahmut Paşa


İkinci defa veziriazamlık görevine getirildiği 1472 yılından sonra işler eskisi gibi gitmemeye başladı ve bu ikinci veziriazamlık görevi çok kısa sürdü. Halkın ve askerin gözünde çok önemli bir mevki kazanması ve hakkında çıkan dedikodular nedeniyle padişahın gözünden düşmesine sebep olmuştu. Osmanlı’da hanedan, özellikle de padişah dışında otoriter başka bir gücün oluşması her zaman tehdit kabul edilmiştir zira padişah dışında başka bir gücün otoritesinin kabul edilmesi demek her an potansiyel bir isyan demekti. Bütün bu sebeplerin üzerine bir de Akkoyunlular üzerine çıkılan Otlukbeli seferi dışında tekrar başlayan dedikodular nedeniyle görevinden tekrar azledildi ve bir nevi emeklilik hayatı yaşamak üzerine Edirne’nin bir kasabasına yerleşti. Fakat kısa süre sonra, bir önceki "Fatih'in namus cinayetine kurban giden oğlu: Şehzade Mustafa" yazımda anlattığım Şehzade Mustafa hadisesi sonucu 18 Temmuz 1474’te idam edildi ve kendi adını taşıyan camii önündeki türbeye gömüldü.

İdamı, halk nazarında büyük bir üzüntüyle karşılandı ve belki de en büyük üzüntüyü de ilim ve sanat erbabı yaşamıştı. Fatih Sultan Mehmet, kendi döneminde halk tarafından hiç sevilmeyen bir padişahtı. Sürekli seferlere çıkılması ve bu hareketli yaşamın da vergi yükü olarak halka yansıması nedeniyle halk tarafından sevilmemiş, onun öldürttüğü Mahmut Paşa ise bu sebepten “mazlum” ilan edilmişti.
Şükrullah tarafından Mahmut Paşa
adına yazılan Behçetü't Tevarih
O dönemin aykırı dini gruplarından Hurufiler’e karşı tutumu ve padişahın onlara yönelik ilgisini önlemesi ise dönemin şairleri tarafından övülmüş, Enveri, Şükrullah, Abdürrahim Karahisari, Alaeddin Ali el-Bistami gibi dönemin en önemli yazarları, bugün de bilinen büyük eserlerini Mahmut Paşa adına yazmış yahut ona ithaf etmişti.
Kendi adına daha sonraları yazıldığı anlaşılan menakıbnamesi Menakıb-ı Mahmud Paşa-yı Veli’de Fatih Sultan Mehmet eleştirilir, Mahmut Paşa’dan övgülerle bahsedilir ve nasıl evliya özelliklerine sahip olduğu anlatılır. Menakıbnamede o kadar yüceltilir ki halkı koruyan ve hatta Fatih’ten bile üstün olarak gösterilen Mahmut Paşa, evliya olarak anılacak kadar yüceltilmiştir.
Mahmut Paşa ismi bir süre sonra o kadar efsaneleşti ki, onun adına yazılmış kitabı ve orada geçen hikayeler kulaktan kulağa yayıldı, kitabı 20. yüzyıla kadar ulaştı ve sonraki ilavelerinde 17. yüzyılda İstanbul’u taciz ve tehdit eden Kazak eşkıyaları bile, bu kitaba göre Mahmut Paşa tarafından ortadan kaldırılmıştı..


Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar