18 Ekim 2016

Alimlerin protestosu Fatih’i bile dize getirmişti

Alimlerin protestosu Fatih’i bile dize getirmişti


Şeyhülislam ve Osmanlı uleması

                Allame yani bilgi ve görgü açısından çok üst düzeyde olan kişiler. Bunların da üst dereceleri vardır: Allame-i külli cihan yahut Allame-i cihan, yed-i tulha sahibi gibi. İşte bu alim sınıfı, maalesef günümüz sınıfında artık eskisi gibi bir etkiye sahip olmasa da, eski dünyada oldukça önem taşırdı. Hatta yeri geldiğinde hükümdarlara bile sözünü geçirmiş, son sözü onlar söylemişlerdir. 
Örneğin Hitler Almanya’sında bile “Yahudi sever, Yahudiği aşığı” lakabı takılmasına rağmen dönemin en büyük şeflerine dokunamamış, en fazla ülkeyi pılını pırtısını toplayıp ülkeyi terk etmesi izlenmekle yetinilmişti. İçinde bulunduğumuz şark dünyasında ise durum daha da önemliydi. Birçok padişahın kendine has hocaları olmuş ve büyük olaylarda, olayın gidişatını bile belirleyen çıkışları ile padişaha yön verdikleri dahi olmuştu. Padişah çocuğu yahut hanedan üyesi olmak bile kar getirmemiş, dergaha gelen bir hanım sultana “buraya sultan olarak giremezsiniz, şahsi isminizle geldiğinizde ise kapımız sonuna kadar açıktır” cevabı verilmiştir. Bu durum, cihan padişahı olan ve o dönemin dünyasını gerçek anlamda karşısında tir tir titreten Fatih Sultan Mehmet döneminde de değişmemiş, verdiği kararlar beğenilmeyince protesto edilmiş, hatta ülkeyi terk etmekle tehdit edilip geri adım attırılmıştı. İşte bu olaylardan birkaçının kısa öyküsü:
Osmanlı uleması

Büyük protesto ve tehdit, Fatih’e geri adım attırdı


Fatih Sultan Mehmet, 15. Yüzyıl dünyasının gördüğü kuşkusuz en büyük hükümdardı. Savaş teknikleri ve askeri anlamda gerçek bir dahi olmasını yanında, tam anlamıyla gerçek bir entelektüeldi de. Huzurunda din, felsefe, bilim gibi konularda alimleri tartıştırır ve bazı noktalarda hakemlik yapar, kendisi de coğrafya, felsefe ve tarih konularına oldukça meraklı olduğundan eski ve önemli kaynakları bizzat araştırır, Arapça, Farsça, Türkçe üzerinde kalem oynatacak kadar bu dillere hakim, Latince bilip bilmediği şüpheli ve zayıf olsa da klasik Grekçe bilir ve okurdu. Tüm bunlara rağmen zaman zaman alimlere de oldukça sert çıkışları olmuş, bunun karşılığında da birçok defa protesto edilmişti.

Padişah hocalığı görevine de getirilmiş olan Sinan Paşa, Fatih zamanının en önemli alimlerinden ve devlet adamlarından birisiydi. İstanbul’un ilk kadısı ve bir nevi ilk Belediye başkanı olan Hızır Çelebi’nin oğlu, zamanının en büyük alimlerinden olan Molla Yegan’ın torunuydu. Babasını 20 yaşında kaybetmesine rağmen o yaşta bile ilmi çevrelerde isminden söz ettirecek konuma gelmişti. Bu özelliğini de dedesi ve babası tarafından yetiştirilmesi ve eski medrese usulü eğitime, yani evlerinde yapılan oldukça üst düzey ilmi sohbetlere borçluydu.
Yukarıda bahsettiğim gibi ilmi konulara oldukça meraklı olan Fatih tarafından kısa sürede keşfedildi ve saygısını kazandı. Edirne’de müderrislik yaptığında 20’li yaşların ortalarındaydı. Daha sonra ise çok daha önemli bir konuma, Fatih’in bizzat daveti ile gelen Ali Kuşçu ve veziriazam Mahmut Paşa’nın kurdukları Sahn-ı Seman adı verilen, dönemin en üst düzey üniversitelerine müderrislik yani profesör olarak atandı. Kısa süre sonra da Fatih tarafından padişah hocalığına atanacak kadar yükseldi. Tasavvuf, astronomi, matematik, fıkıh ve kelam gibi alanlarda çalıştı ve Tazarruat, Nasihatname, Tezkiretül-evliya gibi çok önemli eserleri kaleme aldı.
Sinan Paşa - Tazarrua't
                Sinan Paşa, bu parlak zekası ve üstün ilmi birikimi sayesinde 1470 yılında vezirlik görevine kadar yükselmiş olsa da henüz bilinmeyen bir sebepten ötürü 1476 yılında görevinden alındı ve hapse atıldı. Bu haber, ilmi çevrede gerçek anlamda büyük bir şok etkisi yarattı anında yanı buldu. Yine dönemin büyük alimlerinden olan Molla Hüsameddin, diğer alimleri de etrafına toplayıp Fatih’e oldukça ağır tenkitler içeren bir mektup yazdı. Bu mektupta, Sinan Paşa gibi büyük bir alime gereken saygının gösterilmesi, bu itimad ve saygının gösterilmemesi durumunda ise bütün alimlerin kitaplarını yakacağını ve Osmanlı ülkesini terk edeceğini oldukça sert bir dille yazıyordu. Bu sert protesto sonrası ise Sinan Paşa serbest bırakıldı.
Fatih, Sinan Paşa serbest kaldıktan sonra ise hem diğer alimlerin gönlünü kazanmak hem de gelen tehditleri kavuşturmak için Sinan Paşa’yı Sivrihisar Kadılığı ve müderrisliğine tayin etti. Fakat, daha Sinan Paşa görev yerine bile varmadan bir hamle yaptı; bir hekim görevlendirdi ve İznik üzerinde Sinan Paşa’yı bulup durduran hekim, “delidir” raporu verdi ve gözlem altına aldırdı.
Bu son gelişme neticesinde iyice hiddetlenen alimler, bir mektup daha yazdı ve “ya bu zulme son verirsin yahut senin ülkeni terk ederiz” diyerek önceki mektuplarını ve tehditlerini hatırlattılar. Bu verilen son gözdağı işe yaradı ve Fatih, aldırdığı tedbiri bıraktı, Sinan Paşa da Sivrihisar’daki görevine başlamış oldu.
Bir alim çizimi


Padişah fermanı yırtılır mı ?




Molla Gürani
Molla Gürani, ismi halen daha bilinen ve yaşadığı döneme de kuşkusuz büyük etki bırakmış, padişahın hocası olmuş büyük bir alimdi. Hatta etkisi o kadar büyüktü ki, 1451 senesinde kazaskerlik görevine getirildikten sonra padişaha sormadan kendi başına tayinler yapmaya başlamış, başına buyruk hareketler sergilemeye başlamıştı. Bu durum yüzünden Fatih Sultan Mehmet ile araları açılmaya başlamış, bu nedenle de Bursa kadılığı görevine getirilmiş ve vakıfların idaresi de kendine verilmişti.
Molla Gürani, Bursa’da görev yaptığı süre içerisinde birgün, Fatih Sultan Mehmet’ten bir ferman alır. Fakat fermanı okuduğunda bunun hukuka aykırı olduğunu söyleyerek fermanı yırtıp atar ve istenen işi de uygulamaz. Padişah fermanını yırtmak gibi bir iş, padişaha karşı yapılmış büyük bir saygısızlıktı ve bunu haber alan Fatih Sultan Mehmet, hocası Molla Gürani’ye karşı çok öfkelenip onu görevden alır. Molla Gürani de görevden alındığını duyunca hiddetlenir ve Anadolu’yu terk ederek Mısır’a yerleşir. Fakat hocasının Anadolu’yu terk etmesine dayanamayan Fatih, bizzat davet eder ve daha yüksek bir maaş ile eski görevini kendisine iade ederek tekrar Anadolu’ya gelmesini sağlar.


İstanbul’un ilk protokol krizi



Şimdiki protokole yani devletin resmi sıralamasına baktığımızda en tepede sembolik olarak sıralamaya alınmamış bir makam olan Cumhurbaşkanlığı vardır. Ondan sonra gelen ilk makam Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı diye sıra devam eder. Yani eğer bir tören yapılacaksa en önde Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı vardır, onlardan sonra ise Başbakan ve Genelkurmay Başkanı gelir. Osmanlı’da ise sıralama, dönem dönem değişikliğe uğrasa da biraz farklıdır. Doğal olarak en önde padişah, ikinci sırada ise şeyhülislam ve ondan sonra veziriazam ile diğer paşalar ve vezirler gelecek şekildedir. İşte bu protokol sırası, 1472’de bir düğün sırasında büyük olay olmuş hatta devlet içinde kriz çıkmasına sebep olmuştu.
Molla Hüsrev
                Fatih Sultan Mehmet’in hocalarından olan Molla Hüsrev, İstanbul’un ilk kadısı Hızır Çelebi’nin vefatından sonra bu görevi üstlenmiş, bunun dışında Üsküdar ve Galata kadılıkları ile Ayasofya müderrisliği görevlerine de getirilmişti. 1472 senesinde ise bir düğüne katılmak icap olmuştu ve düğüne Fatih Sultan Mehmet de katılacaktı. Haliyle bu iş resmi, protokole uygun olarak yapılması gerekiyordu fakat düğüne gidildiğinde işler değişti. Normalde Türk geleneğine göre en önde hükümdar, sağında ikinci adam, solunda ise üçüncü adam durması gereklidir. Bu durumda da padişahın sağında kendisinin olması gerektiğini düşünen Molla Hüsrev, kendisine orada yer bulamayıp padişahın sol tarafında yer bulunca duruma isyan etti, görevini de bırakan Molla Hüsrev, İstanbul’u terk ederek Bursa’ya yerleşti.
Bir sene sonra, Fatih Molla Hüsrev’e bir davet yolladı ve daha sonradan Osmanlı’nın resmi ikinci adamı pozisyonunu alacak ve şeyhülislamlık makamına dönüşecek olan İstanbul müftülüğü görevine getirdi.


Sultanın edebiyat ilgisi sayesinde bir şiir ile kurtuldu




Şair Ahmed Paşa
Durum hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmasak da enteresan bir olayın kahramanı, ilk dönem şairlerinden olması yanısıra belki de ilk önemli Osmanlı şairi kabul edebileceğimiz Şair Ahmed Paşa’dır. Daha önce kadılık, vezirlik gibi görevleri de yapan Ahmet Paşa, bazı kaynaklara göre aşırı içkiden bazı kaynaklara göre ise cinsel ve ahlaki yönelimlerinden dolayı bazı kaynaklara göre de saray entrikaları sonucu uğradığı iftiralar sebebiyle vezirlik görevi yaptığı sırada yakalanıp hapse atılmıştır. Hapisteyken Kerem Kasidesi isimli ünlü eserini yazıp padişaha sunduktan sonra serbest kaldı. Fakat bu serbestlik sonrasında Fatih’in gözündeki eski yerini bir daha kazanamadı ve sultanın huzuruna bir daha çıkma şerefine nail olamadı. 
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar