17 Ekim 2016

2. Bayezid babası tarafından neden azarlandı, gerçekten afyon kullandı mı

2. Bayezid babası tarafından neden azarlandı, gerçekten afyon kullandı mı 

              
Avrupalılar tarafından yapılmış bir
2. Bayezid çizimi
  Senelerden beri devam eden, özellikle de son dönemde tekrar başlayan bir tartışma mevcut. Padişahlar içki içer mi ? Keyif verici madde kullanır mı ? Bu sorulara karşılık olarak bir kesim, padişahlar sanki evliyaullahtanmış gibi “hayır onlar içki içemez, herhangi bir madde de kullanmaz” der, gerekçe olarak da onlar halifedir görüşünü ortaya atarlar. Emeviler ve Abbasiler de halife olmalarına rağmen oldukça sık içki tükettikleri bilinmektedir. Unutulmaması gereken birşey var, halifelik siyasi bir makamdır ve padişahlar da masum yahut evliyaullah değil, hepimiz gibi insandır. Dolayısıyla içki içen padişah da olmuştur, içki kaynaklı hastalıklardan ölen de olmuştur, ağzına hiç içki sürmemiş padişah da olmuştur, burada anlatacağım olaydaki gibi afyon gibi keyif verici madde kullanan padişah da olmuştur.

Geçmişten isim alan şehzade ve torunlar


Fatih, anlaşılan o ki tarihe büyük önem veren bir padişahtı. Nasıl bir entellektüel yapıya sahip olduğunu başka bir yazıda daha ayrıntılı olarak anlatacağım fakat görünen o ki, Fatih Sultan Mehmet geçmişe büyük önem vermekteydi. Osmanlı kroniklerinin büyük kısmı, daha doğrusu bildiğimiz anlamda tarih yazıcılığı genel anlamda Fatih döneminde başlamış, yazılan tarihlerde de şecereler Oğuz Han’a kadar çıkarılmıştı. Bu durumu kendi çocuklarına ve hatta torunlarına verdiği isimlerden de görüyoruz. Torunlarına Korkut, Oğuz, Mehmet gibi isimler vermesi tesadüf değildi. Kendinden sonra tahta geçecek olan oğlu Şehzade Bayezid’a da Bayezid ismini vermesi yine tesadüf değildi. Zira oğullarından da kendisi gibi aktif olmasını beklemiştir. Bu nedenle de kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla Şehzade Mustafa ve Şehzade Cem, fetih ve gaza politikasında daha aktif rol oynamalarından dolayı gözünde ayrı bir yere sahipti.
Timur’a karşı yenilmiş ve hatta ondan sonra devlet çökme noktasına gelmiş olmasına rağmen, Haçlılara karşı verdiği mücadele ve gaza uğruna en çok çalışan padişahlardan biri olan dedesi Yıldırım Bayezid’in ismini de bir diğer oğluna vermesinin sebebi de budur. Zira Şehzade Bayezid’den de böyle bir icraat beklemiş, şehzade ise gençlik yıllarında bambaşka bir yolda olduğu için hayalkırıklığına uğramıştı.

Ah o işret meclisleri


Şehzade Bayezid, Amasya’da sancakbeyliği görevini sürdürmekteyken önceleri ufak ufak başlayan bu eğlence meclisleri, zamanla iyiden iyiye büyümeye başlamış, çevresinin de tesiri altında kalan şehzade iyiden iyiye yoldan çıkmış ve afyon benzeri keyif verici maddeler de kullanmaya başlayıp günü gün eder hale gelmişti. (İşret meclislerinin detayı ve örnekleri için Halil İnalcık hocanın Has-Bağçede Ayş u Tarab kitabına bakabilirsiniz)
Durum o kadar rayından çıkmış ve vahimleşmişti ki, sonunda bu durum padişahın kulağına kadar ulaştı ve Fatih, bir babanın kötü yoldaki çocuğunu kurtarmak için yapması gerekeni yapmış ve hem bu işten sorumlu tuttuklarını hem de oğlunu bir güzel azarlayıp kendine getirmiştir. Olayın detayı ve Fatih’in yazışmalarını aşağıda vereceğim.
Feridun Ahmed Bey'in eseri
Münşeatü’s-Selatin

Şehzade Bayezid, Hızır Paşazade Mahmud ve Müeyyedzade Abdurrahman isimli iki kişinin tesirinde kalmış, bu şaşalı işret meclislerine ve afyona alıştırılmıştı. Fatih, durumu haber aldığı gibi sancakbeyi olarak görev yapan oğlunun yanında bulunan lalası Lala Fenarizade Ahmet Bey’e bir mektup yazdı ve bu işten onun da sorumlu olduğunu söyleyip neden engel olmadığını sordu ve bir an evvel gizlilik içinde bu işin halledilmesini istedi.
Mektupların tamamını ise Feridun Ahmed Bey’in Münşeatü’s-Selatin adlı  eserde bulabileceğiniz gibi, aşağıdaki sadeleştirilmiş metnini ise Sorularla Osmanlı İmparatorluğu ve Truva’nın İntikamı isimli Erhan Afyoncu’nun kitaplarından bulabilirsiniz.

Feridun Ahmed Bey: 16. Yüzyılda yaşamış ünlü nişancılardan, şair ve daha da önemlisi Divan-ı Hümayun katibi yani resmi devlet katibi-yazıcısı olarak görev yapmış olup mevzubahis eserinde ise 3. Murat dönemine kadar tüm padişahların neredeyse bütün mektuplarını ve ona gelen cevaplarını toplayıp iki cilt halinde yayınlamıştır. Burada geçen mektuplar gibi birçok mektup, hatta Yıldırım Bayezid ile Timur arasındaki yazışmaları da aynı eserde bulmaktayız.

Fatih, bu işten sorumlu tuttuğu Lala Ahmed Bey’e yazdığı mektubunda şöyle diyordu: (metin Sorularla Osmanlı İmparatorluğu kitabından alıntıdır)


“Şerefli oğlumun lalası Ahmed
Bütün dünyanın boyun eğdiği yüce buyruk sana ulaştığında bilesin ki, şu anda oğlum Bayezid’in hizmetinde olan Mahmud -ki insanlar arasında ahlaksız huylarının sayısı bilinmez- ve de oğlum ile yakın dostluğu bulunan talebe zümresinden Abdurrahman isimli arkadaşının -ki halkın dilinde Müeyyedoğlu ismiyle anılmıştır-, öldürülmelerini icap ettirecek hayli uygunsuz ve hoş olmayan tavırlar ortaya çıkmıştır. Daha önceden de Uğurlu Mehmed’in kaçmasına ve Alaüddevle Bey’in hapse konulmasına ve Aşık Bey’in öldürülmesine sebep olmuşlardı. Ayrıca oğlumun hazinesinin idaresine hıyanet ehli, hayırsız adamları sokup para kaybına yol açtıkları ve Sivas Vilayeti’nin küçüğünden büyüğüne herkesin onlardan ne derece eziyet çektikleri, benim katıma ayrıntılı olarak bildirilmiş, onların suçları ve kötü işleri hakkında en ayrıntılı şekilde haberdar olmuşumdur. Bahsedilen kötülüklerinden başka benim oğlumu kendi tabiatı çizgisinden çıkarmışlar, verdikleri telkinlerin yol açtığı şaşkınlık ortamından oğlumun zihni paramparça olmuş. Garip macunlar ve de afyon şurubu ve afyondan yapılmış nice tuhaf keyif verici maddeler getirip, birçok yararlarından ve güzel faydalarından bahsederek insanlık dairesinden çıkarıp mizacına rahatsızlık getirmişler. Sen orada ne iş için oturup duruyorsun ve ne bekliyorsun ? Böyle bir edepsizliğin farkına varamamak akıl sahibi insanlara yakışan bir tavır değildir. Eğer bilgin dahilinde olup da bilmezden geliyorsan, bundan büyük hıyanet daha nasıl olur ? Şimdi bu hususa bir düzen vermek için seni idam ettirmek en öncelikli iş olurdu. Lakin oğluma verdiğin hizmetin şerefi için ve atalarının yüzü suyu için günah defterine af kalemi çekip, suçunun lekesini merhamet mürekkebiyle kapattım. Ancak bir şartla ki, hüküm vardığı anda bir an bile ertelenmesine fırsat vermeden bütün işlerini bırakıp, emrimi okuyup, orada söylendiği gibi hareket etmelisin.
                Şimdi fermanım budur ki: O bedbahtların kirli vücutları oğlumun muhabet dairesinden uzaklaştırıla. Sen benim güvendiğim sadık ulum olduğundan, benim zihnimde çeşitli tereddütler oluştuğu için ortadan kaldırılması lazım olan bu durum senin tedbirine bırakıldı. Bundan maksadın, oğlumun zihnine bir bozukluk gelme ihtimaline karşın kendi istikbalini, ırz ve namusunu korumak için olduğunu kendisi de kabul etse gerektir. Şimdi ne şekilde mümkündür ? Devlet tarafından hüküm gönderip tımar ve maaş verilmekle mi yoksa İstanbul’a davet edip yaramazlıklarına uygun bir çare ile mi olur ? Sen benim güvenilir ve doğru bir hizmetkarımsın. Senin tedbirinin mükemmelliğine sonsuz mertebe inancım vardır. Senden umarım ki, hıyanetleri bu kadar ortada, velinimetlerine ve efendilerine fenalık kasteden, bütün kötülüklerin sebebi olan bu iki insanı yok etmek sevabın ta kendisidir. Belki bunun karşılığı olarak dünya ve ahirete ait güzel faydalar ve bol sevap bulacaksın. Uygun olan odur ki, bir yolunu bulup macun ile veya esrar ile veya başka bir yolla ikisini de acele olarak yok edesin. Benim yüce tahtım hizmetinde, Allah’a yemin olsun ki bundan önemli iş ve faydalı hizmet yoktur. Hem o bedbahtların yaptıklarının yazılı suretini ayrıntılı olarak hem de oğlumun macunları, afyon, afyon şurubu ve diğer keyif verici tohumları ne şekilde kullandığını ve ne zamandan beri buna başlamış olduğunu yazıp bildiresin. Fermanın sana ne günde, ne zamanda, ne saatte vardığını; senin de ne zaman işe koyulduğunu ve ve ortadan kaldırma yollarından hangisini tercih ettiğini yazıp bildiresin. Son derece uyanık ve dikkat üzere olasın ki, fermanın içeriğinden senden başka kimse haberdar olmaya. Fermanımı okuyanlar orada söylenenlerin gerçekliğini ve doğruluğunu kabul edip, gereğine göre davranıp başka türlü bir harekete girişmeyeler.
1479 senesi Nisan ayının 5. Günü İstanbul’da yazıldı.”
Bahsi geçen Münşeatü's-Selatin'den bir sayfa


Fatih Sultan Mehmet’in yazdığı fermanı eline ulaşan Lala Fenarizade Ahmed Bey ise işler hallolduktan sonra aşağıdaki mektup ile padişaha cevap verir:


“Ulu dergaha ve yüce divana değersiz ve kıymetsiz kulun arzı budur ki:
                Gönderdiğiniz fermanın muhtevasında, şehzade hazretlerinin adamlarından Mahmud ve Müeyyedzade Abdurrahman isimli kimselerin bedbahtlıklarından dolayı ortadan kaldırılmalarının elzem olduğundan bahsedilmiş ve yok edilmeleri ne şekilde gerçekleşir ise geciktirilmeden yerine getirilmesi emredilmişti. Zikr olunan bedbahtların, söylenenlerden daha fazlasını yaptıklarından şüphe yoktur. Lakin şehzade hazretleriyle size arz olunduğu kadar ilişkileri yoktur. Ve fermanınız üzere ortadan kaldırılmaları konusu şehzade hazretlerine bildirildiği takdirde, kabul edeceğinden emin olunduğundan kendisinden gizlemeyip olduğu gibi arz olundu. “Yerine getirilsin” dediğinde padişahımızın rızasına göre hareket edildiği, bütün gerçekliğiyle huzurunuza arz olundu.
                Kulunuz Ahmed”

Bu yazışmalardan anlaşılacağı üzere, şehzadeyi kötü şekilde etkileyen iki arkadaşının bulunduğu ve Fatih’in de bu iki zararlı kişinin ortadan kaldırılması ve oğlunun da bu alışkanlıklardan uzak tutmasını sağlamak için lalası Ahmed Bey’e emir göndermiş, bahsi geçen iki kişi derhal ortadan kaldırmasını yani öldürmesini ve bütün işi gücü bırakıp bir an evvel ama gizlice bu işi halletmesini, bu işi nasıl yapacağını ise kendisine bıraktığını söyleyerek; bu durumdan aslında onun da sorumlu olduğu ve bundan dolayı idamının gerektiğini fakat geçmişteki hizmetlerinden dolayı bu defalık affedildiğini söylüyordu.
Buna karşılık ise Lala Ahmed Bey, kendisine gelen fermanı Şehzade Bayezid ile paylaştığını ve o iki kişinin de emredildiği üzere ortadan kaldırıldığını, işin tamam olduğunu bildiriyordu. Ahmed Bey’in mektubundan sonra bir mektup da Şehzade Bayezid göndermiş, mektubunda da kullandığı maddeleri keyif verici olarak değil zayıflamak amacıyla yani şifa amacıyla kullandığını ama babasının bu sert uyarısından dolayı tövbe edip vazgeçtiğini söyleyerek babası Fatih Sultan Mehmet’ten af diliyordu. Fatih’in bu uyarısı o kadar büyük etki etmiş olacak ki, Şehzade Bayezid bu olay sonrası tüm o alışkanlıklarını bırakmış, sonraları “Sofu Bayezid” yahut “Bayezid-ı Veli” olarak anılacak kadar tam tersi bir hayat tarzına geçmişti.




Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar