9 Eylül 2016

"Bizans entrikaları" ile karşılaşmamız yeni değil, 1440 sene önce de karşılaşıp cevabını vermiştik

"Bizans entrikaları" ile karşılaşmamız yeni değil, 1440 sene önce de karşılaşıp cevabını vermiştik


Bizans elçisini karşılayan Türk Şad ve maiyeti
Tarihte Türkler'e karşı entrikaları yani "diplomatik" oyunlar ve gizli anlaşmalar ile işini görmek konusunda uzmanlaşmış iki büyük devlet vardır. Biri Çin, diğeri ise Bizans'dır.

Orta Asya coğrafyası gereği sürekli hareket halinde ve asker millet olarak yaşamak zorunda olan Türkler'e karşı olarak savaş yolunu seçip birkaç istisna dışında sürekli olarak yenilmiş Çin, çareyi diplomatik çözümlerde bulmuş ve bu sayede istediğini yapabilmiştir. Zaman zaman evlilikler ile, zaman zaman bol bol imtiyazlı ticaret anlaşmaları ile olsun bu diplomatik yolları kullanmış ve başarılı da olmuş fakat işin diğer tarafından bakarsak, bizimkiler de her defasında Çin'in cömertçe sunduğu kadınına, kumaşına, ipeğine, tarım ürününe kanmıştır.
Bilge Kağan ise bu durumdan o kadar bıkmış olacak ki en sonunda Çin'in kadınına ipeğine tatlı sözlerine kanmayın diye taşa kazıtmıştır.

Türkler'in karşılaştığı ve dönem dönem düşman, dönem dönem müttefik oldukları Bizans...
Roma, daha doğrusu Batı Roma gibi yaşadığı sorunları ekseri olarak üzerine asker gönderip savaşarak çözmek yerine Çin'in yaptığı gibi işi diplomatik yollarla çözmeyi adet haline getirmiş olduklarından "Bizans entrikaları" yahut "Bizans oyunları" tabiri ortaya çıkmış hatta daha sonraki dönem "kahpe Bizans" lakabını almışlardır.

Aslında Bizans'ın Türkler'e karşı olan belkide ilk büyük oyunu anlatacağım olay değil ondan yüz küsür sene önce Attila zamanda yaşanmış olup Attila'ya giden elçilik heyetinin diplomatik görev maskesi altında aslında Attila'ya suikast yapmak istemiş fakat Attila bunu fark ederek gerekli önlemi almış ve elçilik heyetinde görevli olan Priskos'un öğrendiğimize göre gerekli cezayı vererek adeta gövde gösterisi yapmıştır.

Asıl geniş çaplı oyunları ise bundan yüz küsür sene sonra, Bumin Kağan'ın kardeşi İstemi Kağan idaresindeki Göktürk döneminde yaşanmıştır.

6. yüzyılın son çeyreğinde Avrasya ve Asya'ya yani Avrupa'da artık çok büyük bir siyasi teşekkül kalmadığını varsayar isek o dönem bilinen dünyanın tamamına yakınına hakim 3 büyük devlet, süper güç mevcuttu. Bizans, Sasaniler ve Göktürk kağanlığı.
Kısa süre önce yaşanmış savaşlar göstermişti ki o dönemin en önemli ticaret ağı olan İpek Yolu'nun batıdaki hakimi Bizans, doğudaki hakimi ise Göktürkler idi fakat tam ortada kalan ve bu iki devlet için büyük problem teşkil eden Sasaniler sorunun da çözülmesi gerekiyordu.
Bundan dolayı Bizans ve Göktürk devletleri karşılıklı diplomatik görüşmelere başladılar ve Sasaniler'e karşı bir anlamda müttefik olmaya karar vermişlerdi zira o bölgenin daha önceki hakimi olan Juan Juanlar, diğer adıyla Avarlar (Türk Avarlar ile karıştırılmasın)'ın yenilmesi topraklarının paylaşımı sonrası ticaret yolları da paylaştırılmış fakat bundan hoşnut kalmayan Sasaniler kısa süre içerisinde kendi topraklarındaki ticareti kesmiş ve İstemi'nin gönderdiği elçileri de öldürdüğünden Bizans ile bir ortaklığa gitmekten başka çare kalmamıştı.

Bu ortaklık sonucu işler rayına girmeye başlamıştı fakat Göktürkler'e zaman zaman problem çıkaran Juan Juan'ların kaçtığı haberi geldiğinde ise işler yine bozulmuştu çünkü gelen haberlere göre bu kaçan Juan Juanlar Bizans topraklarına girmiş ve Bizans da bunlara barınacak yer ve toprak vermişti.

Yaşanan bu durum üzerine iki devlet arasında ipler gerilince Bizans, 576 yılında Valentinos başkanlığında bir elçilik heyetini Göktürk ülkesine göndermiş ve meselenin çözülmesini istemişti.
Elçilik heyeti Göktürk devletinin batısına ulaştığında onları Türk Şad (hakkında detaylı bilgi bulunmasa da muhtemelen İstemi'nin oğullarından) karşılar ve müzakereler yapılmaya başlanır.
Müzakereler sırasında ise Bizans tarafı, Avarlar'ın kendi topraklarına kabul edildiğini reddettiğinde Türk Şad bariz bir şekilde yalan söylendiğini görüp hiddetlenir ve Valentinos'un sonradan yayınlanan hatıratında geçtiği üzere ders verir nitelikte bir konuşma yapar. 

Türk Şad, söylenen yalanlar üzerine on parmağını da ağzına sokar ve "Görüyorsunuz, işte sizin bu kadar diliniz var. Bazıları ile bizi, bazıları ile Avarlar'ı kandırırsınız, her milleti medh ü sena (bol bol över güzel söz söylersiniz) edersiniz, onlarla adeta oynarsınız fakat başlarına bir bela geldi mi köşenize çekilir, kendi çıkarınıza bakarsınız. Siz elçiler huzuruna yalanlarla dolu olarak geldiniz, şuanda da doğru söylemiyorsunuz. Ama sizi gönderenler sizden daha yalancı ve daha çok sahtekardırlar. Hemen vait geçirmeksizin kafanızı kesmek lazım gelirdi. Çünkü Türkler'in en çok nefret ettikleri şeylerden biri yalancılık ve sahtekarlıktır. İmparatorunuz da layık olduğu cezayı görecektir. Çünkü o, dostluktan bahsederken, bizden yani efendilerinden kaçanlarla ittifaklık yapıyor. Bundan kasıt bellidir. Ben Juan Juanlar'ın bize dönmelerini istiyorum. Kafalarının üzerinde kırbacımın şakırtılarını duymalıdırlar. O zaman isterlerse toprak altına girebilirler. Eğer karşımıza çıkarlarsa, onları kılıçla öldürmeye tenezzül etmeyeceğiz, fakat atlarımızın nalları altında karınca gibi ezeceğiz. (Bizanslılar'ın hilesini bir kez daha ortaya koyarak) Siz Romalılar niçin elçilerimizi Kafkaslar üzerinden Bizans'a götürüyorsunuz ve Roma'ya gidilecek başka yol yok diyorsunuz. Yani biz yollar geçilmez, her taraf arızalı, dağlık taşlı zannedelim de Roma'ya hücum etmeyelim diye mi ? Böyle düşüneceğimizi mi sanıyorsunuz ? Fakat ben Dnyeper nehrinin nerede bulunduğunu, Tuna'nın nereye aktığını ve Meriç'in nereden geçtiğini çok iyi biliyorum. Bize tabi olan kavimlerin Roma topraklarına nereden girdiklerini de biliyorum ve sizin kaleleriniz bizim için sır değildir. Çünkü güneşin doğduğu yerden, battığı yere kadar bütün dünya bizim önümüzde diz çökmüştür"

Bugün bile bilinen "on dilli Bizans" tabirinin çıktığı yer de budur. 
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar