8 Ağustos 2016

Çılgın elçi, inadından vazgeçmeyince sarayını kuşatmıştık


Çılgın elçi, inadından vazgeçmeyince sarayını kuşatmıştık

Fransa elçisi Marquis de Ferriol

Marquis de Ferriol, 1699'da dönemin Fransız kralı tarafından elçi olarak İstanbul'a gönderilmiş ve yaklaşık 10 sene boyunca elçilik görevini sürdürmüştür. Ferriol'un bizim için en büyük önemi ise yanındaki ressamlara çizdirdiği yaklaşık 100 civarı tablodur ki bu tablolar o dönemin hem saray hem de günlük yaşamını göstermesi bakımından büyü önem taşır.
Bu Fransız elçisi aynı zamanda çılgın elçi olarak da bilinir zira yaptığı işler hakikaten akıllı bir adamın, daha doğrusu elçinin yapacağı işe benzememiş ve birçok diplomatik krizin de başrol oyuncusudur.

Elçi kabulü için her zaman belirli kurallar olmuştur ve devletin gücünü devam ettirdiği 18. yüzyıla kadar bu kabuller karşı tarafa verilmiş bir lütuf olarak görüldüğünden zaman zaman problem çıkmasına sebep olmuştur.
Elçi kabulünde, padişahın huzuruna çıkmadan önce bütün hediyeler teslim edilir ve sonrasında elçi ve mahiyetine o dönemin "medeni" kıyafeti giydirilir ve üzerine kaftan geçirilip yanındaki bütün silahlar alınır, kabul sırasında da iki koluna girilerek padişah karşısında diz çöktürülürdü. Zaman zaman bu kurallara uymak istemeyen bazı elçiler olur hatta bir seferinde padişah karşısında diz çökmek istemeyen bir elçiyi sorun çıkarttığı için koluna giren görevliler, iki kolundan tutup kafasını öyle bir yere çarpmışlardır ki o inatçı elçi, kabul merasimini ağzı burnu kan revan içinde terk etmek zorunda kalmıştır.
Bunun gibi ufak tefek pürüzler kolaylıkla halledilmiştir fakat en büyük problemi ise Ferriol çıkarmıştır. Hem büyük Osmanlı tarihini yazan Hammer hem de Avrupa arşivlerini kullanarak Osmanlı tarihi yazan Zinkeisen bu hadiseyi anlatır fakat Zinkeisen daha çok detay verip bu olayın sonrasında yaşanan başka rezaletleri de anlatır ki şu gün yaşanmış olsa hakikaten büyük kriz çıkmasına sebep olacak olaylar o gün de problem çıkarmış fakat o dönem halen kuvvetli olan Osmanlı devleti, bu olayları bir şekilde hasıraltı etmeyi başarmıştır.

1700 yılının 5 Ocak'ında hemde huzuruna daha ilk kabulü sırasında patlak verdi bu hadise.
Sadrazam, elçiyi resmi olarak selamladı ve kendinden önceki elçi olan selefi ve yanındaki 36 kişilik maiyeti ile birlikte dost devletlerin elçileri nasıl karşılanıyorsa o şekilde karşılandı. Yanındaki belgeleri ve değerli aynalar, zevkli saatler ile değerli İngiliz kumaşlarından özenle oluşturulmuş hediyelerini verdi ve kendisi ile maiyetine konumlarına göre hilat giydirilmesi gibi protokol işleri de tam olarak yapılmıştı.
Sıra artık elçinin padişah huzuruna kabulüne geldiği sırada ise son anda orada bulunan bir çavuşbaşı elçinin giydiği kaftanın altında gayet kendini belli eden uzun bir kılıç taşıdığını fark etti ve padişahın huzuruna silah ile girilmesi kesinlikle yasak olduğundan hemen saray tercümanı Mavrokordato'ya bunu söyleyerek kılıcını bırakması gerektiğini söylemesini istedi.
Bu durum Feriol'a iletildiği zaman ise bu duruma çok bozuldu, sinirlenip elini kılıcın üzerine vurdu ve etrafa bağırarak bu kılıcı belinden sadece kendi kralının alabileceğini, başka birisine silahını teslim etmektense canını teslim edeceğini zira kendi asker olduğu için bunun onun için çok önemli olduğunu ve bulunduğu ülkenin geleneklerine göre hareket edip silahını çıkartmayacağını söyledi.

Bunun üzerine sadrazam gelerek tekrar silahını bırakması yönünde telkinde bulundu ve eğer bunu yapmazsa huzura kabul edilmeyeceğini söyledi ama inatçı elçi yine kabul etmedi ve daha önce İngiliz ve Hollandalı elçilerin hatta kendi selefinin bile huzura kılıçla girdiğini iddia etti.
Orada bulunan bir yeniçeri ağası böyle birşey olamayacağını ve hatta kendilerinin dahi silah olmadan huzura çıktığını söyleyerek ortamı yumuşatmak istedi ama Feriol daha da hiddetlenip "Siz tebaasınız; ben ise beni böyle bir itaatten muaf tutan ve böyle bir talebi olmayan büyük bir kralı temsil ediyorum" diye küstahça reddetti.
Bu ağız dalaşı bir müddet daha devam etti ama sonunda onu silahla içeri alınmasına göz yumulmuş gibi yapılarak iki kapıkulu adet olduğu üzere elçinin koluna girdi ve onlar yürürken salonun önünde üçüncü bir kapıkulu gelip elçinin silahını almaya kalkınca elçi iyice öfkelendi ve kendisini tutanlar ile bu üçüncü kişi ile ufak bir arbede yaşandı, sonunda ite kaka kendini görevlilerden kurtaran elçi: Hukuk burada böyle mi çiğneniyor, dost muyuz düşman mı diye bağırdı. Tercüman, dostuz ama silahla girmenize izin veremeyiz diye çıkıştı. Olay iyice büyümeye doğru yol alırken, sadrazam devreye girdi ve ya kılıçsız gelebileceğini ya da gitmesi gerektiği mesajını gönderdi ve elçi de gitme kararı alarak olay daha fazla büyümeden oradan ayrıldı.
Padişah ise bu olayı daha sonra öğrendiğinde derhal ona gönderilen hediyelerin iade edilmesini emretti ve Feriol da İstanbul'da bulunduğu yaklaşık 10 sene boyunca bir daha asla huzura kabul edilmeden kendi binasından ve gerektiğinde saray görevlileri ile irtibat kurarak görevini icra etti.

Feriol'e çılgın denmesinin sebebi sadece bu değil, bundan sonra yaptıkları onun bu sıfatı almasını sağlamıştır.
Fransız elçisi o kadar inat bir adam ki saraya alınmadığı için sarayın yaptığı yürüyüşleri hatta merasimleri taklit etmiştir hatta yukarıdaki olaydan 6 ay sonra sırf inat olsun diye aynı saltanat kayığına benzer bir kayık yaptırmış ve sarayın önünden toplar ata ata gümbür gümbür geçmiş ve adeta meydan okumuştur.
Bu olay tabiki sarayda büyük sıkıntı çıkarmış ve sadrazam, elçiye bir mesaj göndererek eğer bir sonraki sefer suyun dibini boylamak istemiyorsa böyle bir kayık ve gürültüyle böyle bir gezinti yapmaması gerektiğini söylemiş ve kayığın Türk olan kürekçilerine de yüzer sopa vurdurmuştur.

1704 yılında 14. Louis'in torun çocuğu olan Brabant dükü doğduğu haberi geldiğinde öyle bir kutlama yapmıştır ki sarayı adeta çılgına çevirmiştir. Doğumu kutlamak adına top atışları ve havai fişekler ile öyle büyük bir gümbürtü çıkardı ki yine sarayın dikkatini üzerine çekti. Sadrazam, tercüman aracılığıyla saray ve o etrafta birçok hamile kadın olduğunu ve bu gürültüden rahatsız olduklarını söyleyerek top ve tüfek atışı yapılmasını yasaklayıp gönderdiği asker ile de orada yakılan fenerlerin söndürülmesini emretmişti ki inatçı elçi bunu duyunca yine öfkelendi ve bu muameleyi kendine yediremeyerek gelen askere karşılık kendi konağındaki aşçıya kadar herkesi silahlandırdı ve çılgın adam neredeyse bir çatışma çıkmasına sebep olacaktı.
Gerginlik iyice artınca orada görevli olan Bostancıbaşı, konağın kapısını açmak ve elçiyi tehdit edip gerekirse güç kullanmak için iki top ve 100 civarı topçuyu kapıya yığınca gerginlik iyice arttı fakat neyse ki içerideki elçinin maiyetindeki aklı başında birkaç kişi, kapının arkasındaki fenerleri tek tek söndürdüler de daha büyük bir olay çıkmasının önü alınmış oldu.

1709 yılında ise verdiği büyük bir ziyafet sonrası iyice zıvanadan çıkmış ve politika olarak sürekli çatıştığı İngiliz elçisi Sutton'a meydan okudu (muhtemelen düello) ama neyse ki Sutton aklı başında biriydi ve Feriol'un hasta olduğunu söyleyip durumu geçiştirdi.

İyice çıldırma seviyesine gelen elçi, nihayet kendi hekimi olan Fonsceca'nın önderliğinde İstanbul'da bulunan Fransız tüccarlarının katıldığı bir toplantı sonucu görevinden azledildi ve çok daha büyük krizlerin önüne geçilmiş oldu.
Babıali yani saray, yaşanan olayları Fransa'ya bildirmediği için devletler arası bir problem çıkmadı ama o dönem İngilizler ile yapılan diplomatik anlaşmalar ve ilişkilerdeki ilerleme, Fransa ile sağlanmamıştır.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar