24 Haziran 2016

Dağın tepesine çıkan eşkıyaya ulaşılamayınca tütsüledik

Dağın tepesine çıkan eşkıyaya ulaşılamayınca tütsüledik


Dimdik bir tepeye saklanmışlardı

17. yüzyıl, celali isyanları ile geçmiştir. Özellikle de ilk yarısı oldukça kanlı geçmiş olup, Osmanlı'yı belki de en çok uğraştıranlardan biri de Maanoğlu Fahreddin yahut o dönemki telaffuzu ile Maanoğlu Fahrüddin isyanıdır.

İsyana karışan Fahreddin, net olmamakla birlikte 1572 yılında doğmuş olup , ilk Lübnan emiri Fahreddin'in ölümü üzerine yine emir olarak atandı ve başlarda merkezi yönetim ile iyi ilişkiler içerisinde olmasına rağmen bir süre sonra asıl planı için yani Lübnan ve Şam'ın da içinde olduğu bölgede bağımsız bir devlet oluşturmak için çalışmalarına başladı ve İtalya'da şehir devletleri ile görüşüp onların desteğini aldı ve bazı İtalyan hanedanlarına mensup olduğunu söyleyerek dönemin Papa'sından da destek almıştır.
Tamamını burada detaylı olarak anlatmayacağım fakat Osmanlı'nın İran ile savaş halinde olmasından faydalanıp Lübnan'ın kuzeyine hakimken yavaş yavaş güney tarafına doğru da etkisini artırması iyice suyunun ısınmasına yol açtı.
Etrafına topladığı tüfekli askerleri ile Osmanlı'ya karşı birçok defa mücadeleye girişti ve son olarak iki savaşa daha girişti ki bunlar da yakalanmasına sebep oldu.
Naima'nın yazdığından öğreniyoruz ki bir süre sonra artık gücünün Şam'a ulaşıp etki etmesinden endişe edilir hale gelmiştir. Bunun üzerine Küçük Ahmet Paşa, Şam'a gider ve oraya ulaştığında da kethüdası İbrahim'i görevlendirip yanına bir miktar asker vererek Fahreddin'in üzerine gönderir ki savaş olmadan teslim olsun ve bağlılığını tekrar etsin.
Fakat kethüda İbrahim'i Müzeyrib dolaylarında karşılayan Fahreddin, İbrahim kethüda ve kuvvetleriyle çatışır ve bu çatışmada galip olur. Çatışma sırasında yakaladığı İbrahim'i de kısa bir süre sonra salıverip gönderir.

Bu kaybedilen çatışma üzerine, Küçük Ahmet Paşa daha büyük bir kuvvet ile birlikte dönemin Hac emiri olan Ferahoğlu'nu serdar tayin ederek Şam Kulu denen askeri birliği ile birlikte Fahredd'in üzerine gönderir.
Fahreddin'in oğullarından Emir Ali de o sırada emrindeki 12.000 kişilik askeriyle birlikte babasını ziyarete gitmekte olduğundan (sonradan anlaşılmaktadır bu ziyaret), bu iki birlik bir kumluk üzerinde karşılaşır ve büyük bir çatışma başlar. Çatışma sırasında, yeniçerilerden birisi mızrağı ile Emir Ali'yi boynundan yaralayıp yere serer ve daha önce de tanışıklığı olan bu Deli Hüseyin denen yeniçeri onu yerde yaralı halde gördüğünde:

"Ya Arap emiri! Senin başın mübarek bir baştır ki anın sebebiyle bir âdem devletlû olur. Ben senin bu kadar mükâfatını gördüm. Bari başın sebebiyle gelecek devlete de ben nail olayım!"

Diyerek başını keser ve savaş sonrasında da Küçük Ahmet Paşa'ya götürerek yüz altın ile yüz koyun mükafat alır ve ömrünün sonuna kadar da Trablus serdarı olan tayin edilir.
Bu savaş sonrasında, Ahmet Paşa birkaç defa daha asker göndererek Fahreddin'i iyice zorlar ve en sonunda bozguna uğratarak o bölgedeki bir dağa çekilmek zorunda bırakır.

Bu işi artık sonlandırmak isteyen Paşa da bu son sefere bizzat katılmıştı ve Fahreddin ve kuvvetinin saklandığı dağa gelir fakat bu dağı tam olarak kuşatmak mümkün değildir zira dağ, yekpare bir kaya parçasından oluşmaktadır.
Bunun üzerine Paşa, daha önce Timur'un Hindistan'da kullandığı yönteme benzer bir yöntem kullanır ve gayet zekice bu eşkıyayı ele geçirir.
Öncelikle dağın eteğine silme odun yığar ve çok tamamen sönüp kül olana kadar bekledikten sonra, granit kaya iyice ısınıp sıcaktan parlayacak hale geldikten sonra da kayanın üzerine bol miktarda sirke döker. Bu sayede kaya iyice yumuşar ve askerine emir vererek kazabildikleri kadar kayanın etrafını kazdırır.
Aynı işlemi defalarca yaparak bu kayayı iyice parçaladıktan sonra, eşkıyanın saklandığı mağaraya yaklaşıldı ve son bir defa daha aynı işlem yapıldıktan sonra içeride biriken duman is ve sıcaklık yüzünden iyice bunalan Fahreddin ve askerleri, Ahmet Paşa'ya sığınmak zorunda kalır ve mallarına el koyulduktan sonra iki oğluyla birlikte bölgenin fethini anlatan mektup ile birlikte başkente yani padişaha gönderilirler ve Maanoğlu Fahreddin, bu maceralı hayatın ardından 1635'de idam edilir.

Bugün halen daha bir kısım ise, Maanoğlu Fahreddin'i modern Lübnan'ın kurucusu olarak kabul ederek hürmet içinde hatırlamaktadır.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar