15 Mayıs 2016

Taşak Yazısı

Taşak Yazısı


Selçuklu - Moğol savaşını anlatan bir sahne

Türklerde geleneksel olarak bir yere ad verme konusunu 3 başlıkta toplayabiliriz.

1. Mezar-ı Türk yani önemli birisinin öldüğü öldürüldüğü yahut mezarının yapıldı yer
2. Hükümdarın bir sözü üzerine ad verme
3. Bir kişinin yahut olayın anısına o bölgeye ad verme

Benim anlatacağım olay ise oldukça ilginç bir olay neticesinde bugün dahi Taşak Ovası ismiyle anılan ve bilinen, döneminde Taşak Yazısı olarak söylenen yere ait.


Yaşanan olay ve sonrasında sonrasında isim verme hadisesi Oruç Beğ, Münecimbaşı tarihi gibi birden fazla tarihte geçse de kontrol edebildiğim üzere görebildiğim en erken kaynak olarak Aşıkpaşazade tarihinde geçmektedir dolayısıyla diğer yazarların da ondan almış olması muhtemeldir fakat Oruç Beğ Müneccimbaşı ve Aşıkpaşazade arasında bazı farklılıklar olduğu gibi en önemli fark da Müneccimbaşı tarihi verir ki buna birazdan değineceğim.

Olayın vuku bulması ise 1289 yılında Karaca Hisar'ın Osman Gazi tarafından alınmasından sonra bölgedeki diğer tekfurların sonra sıra onlara gelmeden evvel büyük bir ordu toparlayıp Osman Gazi'ye savaş açması ile başlar.
Rivayete göre Osman Gazi, Selçuklu Sultan Alaaddin'den yardım ister ve karşılığında sen gaza ederin ve kafir de sana saldırırken biz İslam'ı temsil etmiyor muyuz minvalinde bir yanıt alır ve Sultan Alaaddin büyük bir ordu toplayarak Osman Gazi ile birlikte savaşa girerler. Kaleyi tekrar aldıkları sırada Tartarların gelip Ereğli'ye saldırdığı haberi gelmesi üzerine Sultan Alaaddin, Osman Gazi'ye meziyetler dizip bölgeyi ona bırakarak memleketine döner ve Ereğli üzerine yürür.

Kaynaklarda anlatına göre sultanın Ereğli üzerine yani kendileri üzerine geldiğini duyan Tatarlar (yani Moğollar) sultanı Biga Öyüğü'nde karşılar ve şiddetli çarpışmalar meydana gelir.
Savaş nihayet sona erip de Moğollar yenildiğinde sultanın askerleri o kadar hırslanmışdır ki yakaladıkları Moğolların hayalarını kesmiş, derilerini birbirlerine dikip keçeye sardıktan sonra bunlardan ibret olması için sayvanlar yaptılar ve bu olayın üzerine o bölgeye Taşak Yazısı adı verilerek bu isimle anılır oldu.

Olay bu şekilde olmuşken hangi kaynak nasıl anlatıyor bir de onlara bakalım.

Bu olayı anlatan kaynaklardan birisi Oruç Beğ'dir ve aşağıdaki şekilde anlatır;


“Sultân Alâeddîn Tatar cengine gitdi. Varup Âbilistân‟a Tatar leşkeriyle buluşup azîm cenk itdiler. İki tarafdan hayli âdem helâk olup, âkıbet fursatı Allâhu ta„âlâ Sultân Alâeddîn‟e virdi. Tatar leşkerini mecmû„ kılıçdan geçürüp yasak itdi. Kırılan Tatar leşkerinüŋ hayalarını derisini yüzüp getürüp, kiçelere yapışdurup, bir ad içün sayvan itdürdi. Şimdiki demde dahı ol diyâra Taşak Yazusı dirler, ol diyardan aŋılur.”

Oruç Beğ dışında bu olayı ilk anlatan ise Aşıkpaşazade'dir;


“Sultân „Alâ‟addîn dahı gör ne‟yledi. Hemân ol aradan Eregli‟ye teveccüh itdi. Tatar dahı bildi kim sultân kendünüŋ üzerine gelür, karşuladı. Biga öyigünde bulışdılar. İki gün gice gündüz cenk olındı. Âhirü‟l-emir Tatar leşkeri şikest oldı. Tatarı şöyle kırdılar kim bî-hadd ü bî- kıyâs; ammâ ekserinde tutup hayalarını kesdiler, derisin birbirine dikdiler, keçelere kapladılar, hayvanlara atdılar; ad-ıçun. Şimdiki hînde dahı ol yazınuŋ adına “Taşak Yazısı” dirler.”

İkisinin arasında bazı farklar vardır. Örneğin Sultan Alaaddin'in gittiği yer Oruç Beğ'de Abilistan yani bugünkü adıyla benim de memleketim olan Maraş'ın Elbistan ilçesi iken Aşıkpaşazade aynı olay için Ereğli'yi işaret eder.


Bir diğer kaynak olan Müneccimbaşı tarihi ise olayı aynı Aşıkpaşazade'de olduğu gibi aktardıktan sonra bu rivayeti tenkit eder ve durumu aşağıdaki şekilde açıklamaya çalışır;




 Osman Gazi, gayret gösterip kaleyi fethetmiştir. Fetih müjdesi Alaaddin'e ulaştığında, o da Tatarları bozguna uğratmıştır. Tatarları şöyle kırmışdır ki taşaklarının dirilerinden çadır yapıp oturmuşlardır. Bu yüzden bu yere Taşak Yazısı adı verilmiştir.

Ve olayı naklettikten sonra da aşağıdaki tenkidi yapar;


Bu rivayet ne Birinci Alaaddin'e ne de İkinci Alaaddin'e uyar. Çünkü Birinci Alaaddin 634 (1236/1237) de ölmüştür. İkinci Alaaddin ise, 696 (1296/1297) da padişah olmuştur. Bu sıralarda, Selçuklular Tatar ile savaşmak şöyle dursun, Birinci Alaaddin'in ölümünden sonra Tatarlar Rum meleketlerini istila eylediklerinden, Selçuklular onların elinde esir gibiydiler. Bizim önce zikrettiğimiz rivayet hakikate daha yakındır. Bazı rivayetlere göre de, Osman Gazi'ye tabl ve nakkare 699'da, İkinci Alaaddin zamanında gönderilmiştir.

Müneccimbaşı tarihinde ise aynı olayı yani Karaca Hisar savaşı ve fethini Sultan Gıyaseddin zamanında yapıldığını anlatır ve kendisi Taşak Yazısı olayından yukarıdaki nakil dışında bahsetmez.

Müneccimbaşı tarihinin haklılık payı da yok değildir. Verdiği tarihler yanlış olsa da Osman'ın kimden yardım aldığı konusu tartışmalıdır zira gerçekten söylediği gibi o tarihlerde yani 1298 yılına kadar Selçuklu tahtında Alaaddin değil II. Gıyaseddin Mesud tahtta bulunmaktaydı. 

Buradan anlaşıldığı üzere Aşıkpaşazade ve Oruç Beğ tarihlendirme anlamında doğru bilgi veriyor olsa da o dönemlerde Selçuklu hükümdarlarının hangi tarihlerde başta bulunduğuna dair net bir bilgi olmamasından dolayı bunu karıştırmış olmaları normal karşılanabilir fakat sırf bu nedenden dolayı Müneccimbaşı tarihindeki gibi tüm olayın yanlış olduğunu söylemek ne derece doğrudur bilemiyorum. 

Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar