16 Mayıs 2016

Otman Baba Abdallar Kalenderiler ve Fatih Sultan Mehmet ile münasebetleri

Otman Baba Abdallar Kalenderiler ve Fatih Sultan Mehmet ile münasebetleri

karşılıklı oturan iki kalenderi dervişi






Özellikle Osmanlı'nın kuruluş döneminde olmak üzere klasik dönemin hemen hemen son dönemine kadar belki de en önemli dini grup olmalarının dışında sosyal yaşama ve hatta siyasete oldukça büyük etkileri vardır. 

İnanılmaz derinliğe sahip bir konu olduğu için abdallara ve kalenderilere kabaca ön bilgi olarak değineceğim zira asıl bahsetmek istediğim konu Otman Baba ve Fatih ile olan münasebetleri ve buradaki ilginç hadiselerdir. 
Bizim derviş olarak bildiğimiz bu dini kişiler tek tip değildir. Klasik tipte Sünni dervişliği özellikle ilk dönemlerde yine eski Türk inançlarından ve geleneklerinden izler taşısa da sonradan Bektaşiliğe yerini bırakmış olan Kalenderiler ve icracıları ve takipçileri olan abdallar gerçekten ilginç olan ve olması gereken de bir konu zira bugün bildiğimiz tasavvufun gerçek icracıları olup çok enteresan yollar içerir. Örneğin içerisinde çok büyük oranda eski Türk gelenek ve inanışlarını barındırdığı gibi yine içerisinde fazlaca Hint ve İran mistisizm ögeleri barındırır, örneğin en basitinden kılık kıyafetlerden sonraki dönem kalenderi dervişlerin boyunlarında taşıdıkları keşkülden çile kavramına kadar büyük benzerlikler taşır. Zerdüştlükten de etkiler taşıdığı yine bellidir örneğin özellikle kalenderi dervişlerin kulağına taktıkları küpeler güneşin ve gücün sembolü olup yine örneğin biraz sonra bahsedeceğim üzere Otman baba büyük bir ateş yakılmasını ister ve yakılan ateşin etrafında sema ederler. 
kal

Otman Baba

Otman babayı ve menkıbelerini gerek bizzat kendisi tarafından dikte edilerek gerek de yaşanan olayları oldukça iyi şekilde gözlemleyen Küçük Abdal isimli gerçek ismini bilmediğimiz bir abdal yazılan vakayinamesinden öğreniyoruz. 
Burada şimdiden bahsetmek gerekiyor ki bu vakayiname tamamen subjektif bir yazım olmasına rağmen hem dönemin kaynaklarıyla karşılaştırıldığında hem de arşiv kayıtlarıyla karşılaştırıldığında birçok olayın doğruluk payı içerdiğini görebiliyoruz. Bunun için Levent Kayapınar'ın 2010'da yayınladığı makalesine bakılabilir
BALKANLAR’DA KARIŞTIRILAN İKİ BEKTAŞİ ZAVİYESİ: XV-XVI. YÜZYILDA OSMAN BABA VE OTMAN BABA TEKKELERİ

Abdalların temel yaşam biçimi, bana tamamen Türkmenliği hatırlatıyor zira Türkmen dendiğinde göçebe olarak yaşayan, kolay kolay hiçbir kuvvetin boyunduruğu altına girmeyen girse dahi bağlı kalmadığından sürekli olarak problem çıkartan asi hatta anarşist diyebileceğimiz bir tarzı akla getiriyor ki defalarca bunun örneğini görüyoruz; İran coğrafyasındaki devletlerdeki Türkmen gruplarından Selçuklular dönemine, Osmanlı döneminde ve özellikle klasik dönemdeki onlarca isyanından bunu görebiliyoruz. 
İşte abdallık da bu kültürü yaşamaya devam ediyor ve bir nevi temel gerekliliklerinden biri de otoriter ve merkeziyetçi bir yönetim olduğu taktirde buna başkaldırmak daha doğrusu mutlak şekilde muhalif olmaktır. Zaten Otman babayı hem bu kadar önemli kılan hem de bu kadar güçlü hale gelmesinin en büyük sebebi de Fatih gibi kendi döneminde tamamen despot otoriter ve devleti mutlak merkeziyetçi yönetim altına almaya çalışan ve kendi döneminde aslında gayet sevilmeyen ama herkesin saygı duyduğu ve korktuğu bir hükümdara karşı olan dik duruşu ve ona karşı sürekli bir muhalif duruş sergilemesi ve hatta hazırcevaplığı ile lafını kesinlikle esirgememesi olmuştur. 
Örneğin vakayinamede İstanbul'un fethini müjdelediğinden şehrin ihya edilmesine kadar bütün konuları kendisinin söylediği ve kutbu'l-aktab olmasından dolayı kendisinin iradesi ile Fatih'in bunları yerine getirdiğini yazmaktadır. 
Yine bir kıssada geçtiği üzere Fatih'i fetih konusunda fırçalayıp burayı sen mi fethettiğini zannediyorsun benim ve abdallarım sayesinde fetholunmuştur diye çıkışmıştır. 
Yine vakayinamede geçtiğine göre; baba bir gün, Silivri-Kapı'da oturuyordu, Fatih'in Mahmud Paşa ile yapacağı seferi konuşurken, Macarlar'dan Belgrad Kalesi'ni almak niyetinde olduğunu işitti. Baba doğrularak Sultan'ı bu seferi yapmaması için uyardı ve dedi ki, "çanlarına od tıkarlar, ka- çarsın". Sultan bu söz üzerine hidd ete geldi, kılıcını çekip yürüdü. Mahmud Paşa ileri atılıp "hay sultanım neylersin, zinhar ve zinhar sakın sen tasavvur ettiğin kimse değildir, gafil olma ki bu· kimse sahib-i velayettir" dedi.
İlginç şekilde sultan bu seferi yani 1456'daki Belgrad seferini gerçekleştirmiş ve aynı onun söylediği gibi sonuçlanmıştır.
Başka bir sefer de  Baba, Sultan şehirde dolaşırken birden Sultan'ın önüne çıktı ve doğrudan şu soruyu sordu: "Tiz cevab ver ki, sultan sen misin, yohsa ben miyim". Fatih onu tanıdı ve atından inip elini öptü; dedi ki "padişah sensin ve sırr-ı hudasın ve ben senin kemfne kemterünüm babacığım, dedi"
Sonra Sultan ile Baba arasında gizli birtakım konuşmalar oldu ve Sultan gitti. Daha sonra Sultan, Baba'ya solaklarından bir kese altın gönderdi ama Baba buna çok öfkelenerek elindeki sopa ile solağı kovdu. 
Velayetname yani vakayinamedeki belkide en elzem ve dramatik olay ise, Otman Baba'nın Fatih'i kendisine adeta mürşid ve rehber olarak kabul ettiriyor olmasıdır. Olayın anlatılma şekli pek tabii subjektif olsa dahi hadisenin gerçek olduğu Osmanlı kroniklerinde ve arşivlerde de geçmektedir.
Uzun bir hadise olduğundan özet geçmeye çalışacağım.
Baba, 1474 yılının sonuna doğru yaklaşık 200-300 abdalı ile birlikte Edirne'de bulunmaktaydı ve kılık kıyafetleri ile şehir halkını hayretler içinde bırakmaktaydı zira abdallar saçlarını sakallarını bıyıklarını ve kaşlarını tamamen keser üzerlerine genellikle yarı çıplak olmak üzere postlar giyer ve kaynaklarda geçtiği üzere garip garip bağırarak yüksek sesle gürültülü şekilde dolaşmaktadırlar. Ayrıca takip ettikleri dini görüş yani "yol"ları gereğince standart sünni anlayışa oldukça ters olduklarından zararlı kabul edilirler hatta ulema tarafından da defalarca kafirlikle suçlanıp kadıya hatta sultana şikayet edilirdi. İşte bu sebeple de halk onları ve özellikle oldukça heybetli görünüşünden dolayı Otman Baba'yı görmeye akın akın gelmektedir fakat Baba, elindeki sopayı savurup gelenleri uzaklaştırır. 
Yukarıda bahsettiğim üzere ve özellikle ulemanın baskısı ve sultana şikayet ile tehditlerinden dolayı önce Balkanlara doğru yola çıkar ama sonra fikrini değiştirip önce Kırklareli sonra da tekrar Edirne'ye döner ama asıl amacı Hüseyin Şehri dediği İstanbul'a gitmek ve yanındaki abdalların İstanbul'u görmelerini istemesiydi ve bunun sebebini de "yukarıdan" aldığı emre bağlıyordu. 
Lakin bu emir aslında bir bahaneydi zira asıl sebep, kaynakta geçtiği üzere gördüğü bir rüyaydı ve o nedenle abdalların İstanbul'a gitmesini istiyordu ki Halil İnalcık bunu çok güzel açıklar;
 "Buna karşı abdalların nasıl bir tepki gösterdiğini, sözde birisinin gördüğü şu rüya açıklamaktadır: Velayetname'ye göre derviş rüyasında, Hz. Ali görünüşünde, elinde bir kılıç başında kızıl-börk bir adamın semadan inerek Otman Baba'ya şunları söylediğini görmüş: "Ey iki cihanın sırrı ve serveril Gel mürüvvet kerem ey le, bize destür ver ki şol munafıkları kıralım". Bu abdalların isyan parolasıydı. Baba onlara sabır tavsiye eder (85b). 
isyan ve dirence çağıran bu sözler, bize Şeyh Bedreddin, Şah İsmail ve Pir Sultan Abdal gibilerin arkasında giden dervişlerin, Osmanlı Devleti'ne karşı ne duyup düşündüklerini açıklar. 1511' de Osmanlı Devleti şehzade kavgaları sonucu bir iç kargaşaya düştüğü zaman, Teke'de Şah-Kulu, Türkmen dervişlerinin acımasız kin ve gazabını anlatır.24 Bu noktada Baba, Sultan' ı bile karşısına almaktan çekinmez. Sultan'ın gönderdiği kul, onu tutuklu olarak bir araba içinde İstanbul'a götürme emrini bildirince Baba "heybet ve celali" içinde kütüğünü havada sallayarak "kimdir o Mehemmed dedüğün diye karşı geldi"
Kalenderi dervişini gösteren bir gravür
İstanbul'a geldiklerinde ise ulema ve baştaki idareciler onları Atmeydanı'nda kazağa oturtmak ve çengele asmak üzere hazırlık yapar zira şehre gelmeden önce Edirne'deki durum Fatih'e şikayet edilir ve Sultan da oldukça hiddetlenip idam etmek ister fakat velayetnameye göre bu hazırlığı yapanlar, Sultan'ın fikrini değiştirdiğinden habersizdir ve bu değişiklik, onlara göre Baba'nın bir kerametidir. 
Halil İnalcık bu durumu çok güzel izah eder;
"Fakat bu değişikliğin nedenini anlamak güç değildir. Fatih, böyle bir soykıyıının ülkede halk arasında doğuracağı tepkiyi son anda, belki vezirlerin uyarısı üzerine, anlamış olmalı­ dır. Fatih'in, bir sefer kararına karşı duran ikiyüz yeniçeriyi toptan acımasızca idam ettiği hatırlardadır."
Bu olayları ve velayetnameyi ise Otman Baba'nın ölümü (1478) veya velayetnamenin yazımı (1484) ile değil yine abdalların başrolünü oynadığı başka bir olaylar zinciri neticesinde öğreniyor ve elde ediyoruz. 

Manastır'a yerleştirilen abdallardan biri daha sonraları 1492 yılında yine bahsettiğim muhalif olmasından sebep dönemin padişahı 2. Bayezıd'a suikast girişiminde bulunmuştur ve bunu da son anda bu kişinin kafasına gürzü indirip önlemese idi başaracaktı. 
Bu olay sonrasında 2. Bayezıd başta Balkanlar olmak üzere Anadolu dahil tüm abdal ve taifesini sürmüş ve birçoğunu da idam ettirmiştir ve abdalların ve kalenderi dervişlerin etkisi de bu şekilde azalmıştır fakat yine de halk arasında ermiş, kutsal kişiler olarak görülmeye yer yer devam etmekteydi. 

Bu bahsettiğim suikast olayı da, döneminde yazılan Ananim Osmanlı Tarihi'nde aşağıdaki şekilde anlatılmaktadır:

"Fedayf, nemed-puş kulağı mengüşlü boynu tavklu Haydari şeklinde Padişah' a kastetmek istedi; hernandem Mehdi benim deyu nemedi eğninden atub yalın kılıc elinde Padişah üzerine yürüdü"
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar