21 Mayıs 2016

Burnundan çıkan yel ile kasırga çıkartan elçi, Burun Kasım

Burnundan çıkan yel ile kasırga çıkartan elçi, Burun Kasım

Burun Kasım herhalde böyle bir burna
sahip olmalıydı
Sene 1618 Osmanlı'nın İran karşısında bariz şekilde kaybedip sonunda da barış anlaşması imzalamak zorunda kalınan yıl...
Artık uzun süredir devam eden Osmanlı - İran savaşlarının nihayete ermesi gerektiğini düşünüyordu hem hükümet hem de asker. Bu sebepten de büyük bir ordu ile Şah'ın üzerine yürünecek ve İslam ordusu bu "kafir" ordusunu tepeleyerek savaşa son verip bir kez daha İran üzerinde galip olunacaktı. 
Tatar ordusu, İran'a akın yapmak ve bölgeyi talan edip oradaki kuvvetleri vurarak iyice zayıflatacak ve Osmanlı ordusu da Şah'ın ordusunu bulup imha edecekti. En azından planlar bu şekildeydi.

İşbu sebepten dolayı Tatar hanı yaklaşık 30.000 askeriyle gemi ile Trabzon'a gelmiş ve daha önceden haber veren bölgenin serdarı ile görüşüp ondan izin istedi ve serdar da "hemen er olup baş arasın" diyerek Tatar askerini yüreklendirdi ve Tatar askeri Nahçivan üzerine akın başlattı. 
Bu sırada daha önce elçilik ile birlikte İran'a gidip dönen Defterdar Hakim Osman, İran askerinin Erdebil'de olduğu haberini alır ve bunu serdara bildirerek özellikle Tatar hanının buraya 15.000 kadar askeri ile ani bir baskın verirse sonucun lehlerine olacağını söyler. 
O sırada Tebriz'de bulunmaktadırlar ve padişahın ordusunda baş defterdarlık ile birlikte gelmiş olan Defterdar Baki paşa bu duruma karşı çıkar ve Tebriz ile Erdebil arasındaki mesafenin bir hayli uzun olduğunu ve at, araba gibi yollarla dahi olsa askerin bir hayli yorulmuş olacağını söyleyerek şiddetli şekilde karşı çıkar. Çıkar fakat içlerinde kendisini destekleyen paşaların olmasına karşın sözünü dinletemez ve kaynağın ifadesiyle "o sırada Halep beylerbeyi olan Abaza Paşa dedikleri o ham adamın" fikrine uyarak "bu kez sapkınların iktidar yayını yasmak, bir oba basmak kadar zor
değildir" diyerek sefer kararı alırlar. 

Herkes teçhizatını ayarladıktan sonra, Vezir Bıyıklı Hasan Paşa serdar olarak ordunun başında olmak üzere bütün askeriyle birlikte Tatar hanı, Rumeli beylerbeyi ve Anadolu'nun bütün büyük beylerbeyleri dahil olmak üzere sefer başlatılır ve yürüyüşe geçerler. Hayvanları yemlemek dışında mola vermeyerek 8 günlük yolu yaklaşık 1.5 günde almış ve Erdebil'e yaklaşmışlardır.

Bu sırada İran ordusunun başında olan Karçığay Han, Osmanlı'nın üzerlerine geldiğini daha önceden haber almış ve askerini bir tepenin ardına pusuya yatırmıştır. 
Sabah saatlerinde Osmanlı askerini gören İran askeri, kaynağın ifadesiyle "hu,hu" deyip Osmanlılar'ın üzerine atladılar ve o kadar büyük yürüyüş nedeniyle takadi kalmamış yorgunluktan bitap düşmüş olmalarına rağmen ilk saldırıyı gayet iyi karşılamıştır Osmanlı askeri fakat kısa süre sonra savaş için kritik öneme sahip atlar iyice bitkin düştüğünden dolayı direniş kırılmış ve Osmanlı ordusu, büyük bir bozguna uğramıştır. 
Bu defa da "düşmanı basalım" diyen paşalar, "düşman canımızı almadan buradan kaçalım" demeye başlamıştı. Buna karşılık olarak da Baki Paşa yine konuşmuş ve "eğer buradan dönecek olursak düşman arslan kesilip önden ve arkadan bize ulaşır, bir ağırlığımıza, bir askerimize dalaşır. Her ne olursa olsun, yine yapılacak tek iş, düşmana zayıflık göstermemek ve toparlanıp üzerine gitmektir" demiş, nihayet bu sefer sözünü dinletebilmiş ve canını kurtarabilenler bu karar üzerine Erdebil'e doğru tekrar yürüyüş başlatmıştı. 

Erdebil'e dönüldükten sonra birkaç defa İran elçisi gidip gelmiş ve bir seferinde "biz barış yapalım dedikçe siz savaşmaya geliyorsunuz" diyerek, galibiyetin vermiş olduğu hisle birlikte biraz sitemkar da olsa böbürlenmişti. Bu elçilik görüşmeleri sırasında Burun Kasım isminde bir elçi gelir ve Peçevi İbrahim Efendi'nin yazdığı Peçevi Tarihi'nde göre aşağıdaki komik diyalog gerçekleşir:


"Baki Paşa'nın kendisi şöyle anlatır : Bu elçilerden biri Burun Kasım adındaki hilekardı. Daha önceden de burnu olağanüstü büyüktü. Ama şimdi, Osmanlı askerinin yenilgiye uğraması üzerine burnu o kadar büyümüştü ki, göklere değiyordu. Serdarın çadırında bütün vezirler, beylerbeyler ve yüksek
rütbeli askerler toplantı halinde iken geldi. Ama öyle bir -zamanda geldi ki, çok soğuk ve sert bir rüzgar esmekte idi.
Fırtına çadırların çoğunu parçalamış ve yıkmış, herkesin yüreğine bir korku salmıştı. O kadar toz ve toprak kaldırmış idi ki, halkın yüzünü ve gözünü kaplamış, kimse kimseyi göremez olmuştu. Çadırlarda oturduğumuz yerde üzerimize iki, üç parmak kalınlığında toz yağmıştı. İşte tam bu sırada Burun Kasım çıka geldi. Osmanlı askerinin uğradığı bozgundan duymakta olduğu zevkten bıyıklarını balta kesmezdi ve ne biçimde böbürleneceğini bilmezdi. Bizi suçlu sayarak : «Bizim ile barış yaparsınız, döner üzerimize asker gönderirsiniz. Şimden sonra hangi sözünüze itimat ederiz ve nasıl bir yol tutarız? Padişahınızın, vükelanızın sözü böyle midir; hakkı teslim etmek, hakkına razı olmak bu mudur? » diye konuşmaya başladı. Sözün kısası, bir sürü laf söyledi, atıp tuttu ve ağır sözler söyledi durdu.
Maksadı, görünürde barışı berkiştirmekti, ama asıl amacı bizi yalancı çıkarmak, utandırmak ve gurur taslamak idi. Böylece bir iki saat hiç ara vermedeyı ve kimseye söz sırası bırakmadan konuştu durdu. Büyüklerimiz cevap vermeye bir türlü fırsat bulamadılar. En sonunda nefes alıp yutkunurken Vezir Dilaver Paşa fırsat bulup konuyu değiştirmek istedi ve konuşmayı başka bir yöne çevirmek için «a Kasım Bey, bu diyarın rüzgarı her zaman böyle sert midir? Bu memleketin ne acaip kavi rüzgarı olurmuş» dedi. Kendisi cevap vermek üzere iken rahmetli Baki Paşa daha çabuk davrandı ve yok sultanım, bu şimdi Kasım Bey'in burnunun yelidir» diye cavap verdi.
Bunun üzerine İranlı, kendini tutamayarak «ilahi Baki Paşa, Allah sana bela vermesin, Murtaza Ali'nin kılıcına uğra ; her zaman böyle şeytanlığı bırakmazsın, bizi halkın diline düşürmeden yapamazsın» dedi. Sadrazam ve orada bulunan büyükler, ayakta duran ağa ve hizmetçiler kahkaha ile gülüşüp her biri bir yana çekildi. Bu nedenle Burun Kasım'ın da keyfi kaçtı. Hatta bu latife Şah Abbas'a kadar gelmiş, o da her zaman bu sözleri Burun Kasım'a tekrarlar dururmuş. Bu latifeden dolayı rahmetli Baki Paşa'ya üç katar katırla çeşitli tatlılar, en lezzetli yiyecek ve içecekler armağan olarak gönderdi."


Share:

0 yorum:

Yorum Gönder

Tavsiye Edilen Sayfalar