Ne Okumalıyım ? - Osmanlı Tarihi

Osmanlı tarihini öğrenmek istiyorum ama nereden başlayacağım diye soranlar için detaylı okuma listesi

Ne Okumalıyım ? - İslamiyet Öncesi Türk Tarihi

Genel Orta Asya ve İslamiyet öncesi Türk tarihini öğrenmek istiyorum diyenlerin mutlaka gözatması gereken, detaylı okuma listesi

Sultan Mehmet hanginizdir ?

Fatih Sultan Mehmet Divan-ı Hümayun'a başkanlık etmeyi neden bıraktı ? Rivayete göre bir Türkmen Divan-ı Hümayun'u nasıl bastı

Tarih ve edebiyat gündemini altüst eden aşk; Rabia Hatun

Türkiye'nin bir dönemine damga vuran, tarih, edebiyat ve basın dünyasını altüst eden aşk; Rabia Hatun

Musul'u alamayışımızın temeli: "Operation Kurdistan"

Son operasyonlar ve siyasilerin açıklamaları ile tekrar gündeme oturan, elden çıkması hep Şeyh Said isyanına bağlanan Musul'u aslında neden alamadık ? İngilizler Atatürk'ün gizli planına nasıl engel oldu

16 Eylül 2018

Avrupalılar'ın Mekke Merhemi İle Güzellik Arayışı


Avrupalılar'ın Mekke Merhemi İle Güzellik Arayışı


Ev yapımı yüz kremi

  
                İnsanlık tarihinde bazı şeyler hiç değişmiyor. Aşk uğruna olmadık şeyler yapılması mesela. Normalde olmasına kesinlikle ihtimal vermeyeceğiniz, kesinlikle mümkün gözükmeyen, saçma bulunan şeyleri yapıyor insan aşık olunca. Yanlış anlaşılmasın, bundan kasıt olumsuz şeyler falan değil. Normal şartlar altında asla olmayacak denen şeyler bile bu duygu sayesinde yapılabiliyor. Okuduğunuzda hayret ettiğiniz, bu kelimeleri nasıl olup da bir araya getirebildiğine anlam veremediğimiz ama mest olarak, zevk alarak okuduğunuz şiirleri yazdırıyor, şarkıları söyletiyor bu “şey”.
               

Tarih tekerrür etmez ama, bazı şeyler hiç değişmez

Neandertaller tarafından yapılan çeşitli takılar

                İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen birçok şey var aslında. Para ve güç hırsı da hep var olan hislerden ve bu hislerin en kuvvetlilerinden birisi. İnsan tarih boyunca hep daha iyisine sahip olmak istemiştir. Para, bilim, siyasi veya sosyal güç, iktidar ve daha birçok şey de bu daha iyisine sahip olma arzusunun sebebi ve sonuçlarındandır. Keza aynı şey güzellik için de geçerli. Erkekler daha yakışıklı, hanımlar ise daha güzel olmak için çabalayıp durmaktadır. Bu çaba da tarih boyunca ve hatta tarih öncesi dönemlerde dahi mevcut olmuştur. Örneğin modern insan olan bizlerin binlerce sene evvel nesli tükenmiş kuzenleri olan Neandertal, Denisova insanı gibi canlıların dahi bilezik, kolye vb. gibi takıları kullandıklarını biliyoruz. Hal böyleyken biz modern insanların ve özellikle de kadınların daha güzel gözükmek için çabalaması gayet normal geliyor kulağa. Bunun için kozmetik ürünlere başvurduklarını da uzun zamandır biliyoruz.

Denisova insanı tarafından yapılan bileklik

Merdiven altı üretilen ürünler nedeniyle canı yananlar


                Ara ara haberlerde görürüz veya okuruz: X ürününü kullandığı için yüzü bu hale geldi! Şu kremi sürdükten sonra yüzü mahvoldu! O iğneyi oldu, tanınmayacak hale geldi! Bu haberlere herhalde artık aşina olmuş duruma geldik. Fakat, durum geçmişte de farklı değildi. Bundan yüzlerce yıl önce de benzer şeyler yaşanıyor ve o dönem de kullandığı kozmetik ürün nedeniyle sıkıntı yaşayan kadınlar oluyordu. Bu durum, bazen hanımların ürünü yanlış kullanmasından, bazen sahtekarların daha kolay para kazanmak uğruna hileli ürün satmasından kaynaklanmakta. Bu durum geçmişte de böyleydi. Hatta dönemin en elit en zevkli kadınları bile bazen bu duruma düşebiliyorlardı.

Avrupalılar’ın Mekke merhemi çılgınlığı


                Bundan 200 küsür sene evvel, 18. yüzyılda İstanbul merhemi yahut Mekke merhemi yahut Kabe yağı veya Kabe kokusu denen bir krem çok meşhur olmuştu. Avrupa’da zaman zaman doğunun bazı ürünleri, örneğin meyveleri, Türk odası gibi mimari ve sanat tarzı, kıyafetleri moda olmuştur. Bu defa da yukarıda ismi geçen Mekke merhemi çılgınlığı başlamıştı. Avrupalı kadınlar, bu elde etmesi çok zor olduğundan aşırı pahalı olan merhemi elde edebilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Tabii ki parası yetene… Bu merhem, aslen bir ağaç türünün gövdesinden yaz vakti kendiliğinden sızan damlaların toplanmasıyla yapılıyordu. Haliyle, bu kadar zor yapılıyor olması, merhemin çok pahalı olmasına sebep oluyordu ve bu nedenle de benim diyen soylu bile zorlukla alabiliyordu. İstanbul’da bile saraya ancak sınırlı miktarda girebiliyordu. Avrupalı hanımların elde etmesi daha zordu. Bu nedenle ağacın gövdesini, dallarını ve yapraklarını kaynatarak ikinci sınıf bir merhem daha elde ediliyordu ki bu merhem, ulaşılması daha kolay olsa da aslı kadar etkili değildi tabii ki.

                Fransız sarayından gelen sipariş


                Güzin Özen Yılmaz’ın Elçiye Zeval Olmaz kitabından detayını öğrendiğimiz bir hadiseye göre bu merhem, Avrupa ve özellikle Fransız ve İngiliz soylu hanımları arasında oldukça popülerleşmişti.
Sahip olduğu Türk odasıyla da bilinen
Fransa kralı 15. Louis'nin gözdesi Madam Pompadour

                Fransa kralı 15. Louis’nin gözdesi olarak tanıdığımız Madam Pompadour, 1762 yılında Fransa’nın Osmanlı elçisine oldukça ilginç bir sipariş verir. Bu siparişe göre Pompadour, Fransa’nın İstanbul’daki elçisi Vergennes’e 4 büyük şişe Mekke merhemi sipariş etmiş, bu işin bir an evvel halledilmesi için de Dışişleri yetkililerini devreye sokmuştu. Yalnız bir problem vardı. Yukarıda bahsettiğim gibi, bu merhemi bulmak zaten başlı başına zordu, ülke dışına çıkarmak ise bambaşka bir dertti. Bu durumu bilen Madam Pompadour, ikinci sınıf merhemin de kafi olacağını yazarak elçinin işini kolaylaştırmıştı.

Merhemden yüzü yanınca illallah eden leydi


                Bu merhemin meraklılarından biri de Türkiye’den yolladığı mektuplardan tanıdığımız Leydi Montagu idi. Leydi Montagu Türk kadınlarının güzelliğine hayran kalmıştı. Türkiye Mektupları 1717-1718 adıyla yayınlanan mektuplarında bundan bolca bahsetmektedir. O da daha güzel görünmenin yollarını aramaktaydı. Bunun bir sonucu olarak da meşhur Mekke merhemi ile o da tesadüf etmekten geri kalmadı ve hemen bir şişe alıverdi. Aldığı gibi de daha güzel olma ümidiyle yüzüne sürdü. Yalnız bir sorun vardı. Leydinin yüzü aniden kızarmaya, şişmeye başlamış, kısa süre içinde de acılar çekmeye başlamıştı! Hatta durum o hale geldi ki, Leydi Montagu yüzünün aldığı hal nedeniyle evinden dışarı bile çıkamaz oldu. Durum bu hale gelince de İngiltere’nin Osmanlı sefiri kocası Lord Wortley’den azar dahi işitti. Lord Wortley, bir daha bilmediği şeyleri alıp yüzüne sürmemesini söylüyordu. Neyse ki bir süre sonra Leydi Montagu’nun yüzü iyileşti ve eski haline döndü. Fakat, aynaya baktığında hiçbir fark göremiyordu. Sürdüğü ve efsane halinde dillerden dillere dolaşan merhemin hiçbir etkisini göremiyor gibiydi. Bu nedenle de etrafında bulunanların kendisine yüzün ne kadar da güzel olmuş, çok hoş gözüküyor diyenlere bir türlü anlam veremiyordu. Bu durumu, 1717’de tanıdığı ve kendisinden bu merhemden göndermesini istediği bir başka leydiye yazdığı mektupta anlatmıştı. Mektupta, hiç anlam veremediği halde Londra ve Viyana’da tanıdığı ne kadar kadın varsa hepsinin bu merhemi istediğini, onunsa bunu hiç anlamadığını, çektiği acıya tekrar katlanmaktansa tabii görünüşüyle kalmayı tercih edeceğini söylüyor ve yine de bunlara rağmen ona bu merhemden göndereceğini yazıyordu.

Prospektüsü okumak önemli


Leydi Montagu
                Leydi Montagu’nun başına niye böyle bir bela geldiğini de yine Güzin Özen Yılmaz’ın kitabından öğreniyoruz. Anlaşılan o ki, bu merhem, herkese ve her cilde göre değilmiş. Kitaptan öğrendiğimize göre 19. yüzyılda Fransa ve İngiltere bu merhem hakkında çeşitli kitaplar çıkmakta ve bu kitaplarda da merhemin nasıl uygulandığı anlatılmaktaydı. Kitaplara göre merhem, nadiren saf şekilde uygulanmakta, doğrudan uygulandığında ciltte ağır tahriş, kızarıklık, şişkinlik ve morartıya sebep olduğundan birtakım seyrelticiler ile karıştırılıp inceltildikten sonra cilde uygulanmakta imiş. Maalesef kendisine verdiği bazı bilgilerden ötürü müteşekkir olduğumuz Leydi Montagu ise çok büyük ihtimalle bu bilgiden yoksun şekilde doğrudan doğruya merhemi cildine sürerek tahriş olmasına sebep olmuştu.

Share:

26 Nisan 2018

Uçmaya Çalışan İlk Türk’ün Sonu Felaket Oldu


Uçmaya Çalışan İlk Türk’ün Sonu Felaket Oldu


Hepimizin bildiği bir olay vardır: Hazerfan Ahmed Çelebi adındaki biri, Osmanlı döneminde, 17. yüzyılda Galata Kulesi’nden atlayarak üzerindeki kıyafet ve kurduğu düzenek yardımıyla uzun sayılabilecek bir mesafeyi “uçarak” geçmeyi başarmıştır. Bu muazzam olayın doğruluğu kimileri tarafından tartışılır ve hatta doğru olmadığı söylenir. Bu tartışmaya girmeyeceğiz. Uçmayı deneyenlerden bir diğeri de Lagari Hasan Çelebi’dir. Yalnız Lagari’nin hikayesi daha farklıdır; şenlikler sırasında barut doldurulmuş bir kafes tarzı düzenek yaparak içine girer ve bununla kendini havaya uçurur. Bir nevi roketle havaya uçmuştur. Evliya Çelebi’nin anlattığı bu kişi, bazı Avrupa seyyahlarının ve elçilik heyeti ressamlarının çizimlerinde de görülür. Bir diğer “uçan Türk” olarak ise Nişabur’da bir caminin tepesinden aşağı atlayarak uçmayı deneyen ama yere çakılan İsmail Cevheri’nin ismi geçer. Fakat ben bunlardan ziyade, şimdiye kadar pek üstünde durulmamış bir başka uçma denemesinden bahsedeceğim. Uçmayı deneyen kişinin ismi bilinmiyor. Olay ise Türkiye Selçukluları döneminde, 1162 senesinde geçmekte.




Lagari Hasan Çelebi'nin temsili çizimi

Anadolu Hakimiyeti İçin Ne Gerekiyorsa


Sene 1162’ye geldiğinde durum nasıldı ? Malazgirt’in üzerinden yaklaşık 90 sene geçmiş… Türkiye Selçukluları kurulmuş ve hatta Haçlı Orduları Anadolu’dan geçmiş, kontluk ve krallıklarını kurmuşlar, Bizans yavaş yavaş toparlanırken Selçuklular da nice badireler atlattıkları bu topraklarda iyice tutunmak, yerlerini sağlamlaştırmak, kök salma mücadelesini veriyorlardı.
1155’te tahta 2. Kılıçarslan geçmiş, geçtiği gibi de taht mücadelesi içinde bulmuştu kendini. 2 sene sonra bu mücadeleyi kazandı. Yalnız bu defa da Bizans imparatoru 1. Manuel Kommenos’un radarına iyiden iyiye girer oldu. Zira onun döneminde Selçuklular yeniden kıyı bölgelerine akınlar yapmaya başlamıştı. Bizans imparatoru Manuel Kommenos’un Çukurova seferi dönüşü bazı Türkmen gruplarının imparatorun ordusuna büyük kayıplar verdirmesi de işin tuzu biberi oldu. İmparator bunun üzerine bir plan yaptı; dönemin diğer Türk beyleri olan Danişmendli Yağıbasan, Kayseri Meliki ve Malatya Hakimi, Musul Atabeği Nureddin Mahmud gibi önemli kişilerle Sultan 2. Kılıçarslan’a karşı ittifak kurdu.

İttifaktan Kurtulmak Adına Yeni Bir İttifak

Selçuklu ordusu

Sene 1162’ye gelmişti. Türkiye Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan, çıkış yolu olarak Bizans’ı yanına çekmek gerektiğini düşünüyordu. Nitekim bu yeni bir şey değildi. Daha önce, çok daha önce, devletin kurucusu Süleymanşah’tan babası 1. Mesud’a kadar birçok Selçuklu sultanı ile Bizans imparatoru arasında dönem dönem ittifaklar kurulmuştu. İşte 2. Kılıçarslan da bu sebeple hemen bir hazırlığa girişti, yanına da müttefiki olan Musul Atabeği Nureddin Mahmud’un kardeşi ve 1000 adamını da alarak İstanbul’a imparatoru ziyaret etmek için yola çıktı. İstanbul’a ulaştılar da. Yalnız bu İstanbul ziyareti için Bizans kaynaklarının bakışı biraz farklıdır. Haliyle bazı Bizans kaynakları bu ziyaret için sultanın imparatorun ayağına geldiğini ve kimin büyük olduğunun görüldüğünü yazar. Bazı kaynaklar biraz daha tarafsız baksa da, genel anlayış bu olmuştur.

İstanbul’da Bir Garip Türk


Sultan 2. Kılıçarslan'ın mezarı
Sultan, maiyetiyle birlikte İstanbul’a girmiştir. Burada büyük gösterilerle, merasimlerle, ziyafetlerle ve mükafatlarla karşılandı. Kaynakların anlattığına göre; imparator, Sultan Kılıçarslan’ı gayet iyi karşılamış, hemen her akşam onuruna ziyafetler vermiş, oyunlar oynatmış, gösteriler düzenlemiştir. Rum ateşi olarak bildiğimiz Grejuva yani sıvı ateş ile tutuşturulan sandal ve kayıklara varana kadar çok çeşitli etkinlikler düzenlendi. İşte bunlardan bir tanesinde, bir yarış sırasında çok ilginç bir olay yaşandı.
Bizans tarihçilerinden Niketas’ın detayını verdiği olay şöyle oldu: Sultan Kılıçarslan ile beraber İstanbul’a gelen Türkler’den biri şimdi mevcut olmayan bir stadyumun tribün kısmında kule kadar uzun ve geniş bir sütuna tırmandı. İsmi bilinmeyen bu Türk; çok uzun ve geniş, içine takılan çemberlerle şişirilmiş beyaz bir giysi giyiyordu. Kaynağın tasvirine göre şimdilerde adrenalin tutkunlarının kullandığı uçuş tulumu da denen “wingsuit” benzeri bir kıyafet giymiş olan bu Türk, sütunun tepesinden stadyumdaki insanlara stadyum üzerinden uçacağını ilan etti. Haliyle orada bulunan herkes bu garip iddiayı ortaya atan ve upuzun sütunun tepesinde uygun rüzgarın çıkmasını bekleyen adamın ne yapacağını beklemeye başladı. Beklediği rüzgar gelmedi. Bundan dolayı halk arasında homurdanmalar başladı ve oradaki güruhun içinden bazıları gemi yelkenine benzettikleri kıyafetten dolayı tepede kuş gibi tünemiş olan adamla alay ederek “Haydi yelkeni aç, haydi uç” veya “Ulan Arap(Kaynaklarda Türkler’e Arap veya Fars diye hitap edildiği de olur) bizi daha ne kadar bekletecek ve kule üstündeki rüzgarı daha ne zamana kadar ölçeceksin!” diye bağırmaya başladı. İşin garibi hem imparator Manuel Kommenos hem de sultan 1. Kılıçarslan o an oradaydı ve adamın ne yapacağını onlar da merakla bekliyorlardı.

Yakın zamanda restore edilen 2. Kılıçarslan hamamı

Pazarda Alay Konusu Oldular


İmparator bir tatsızlık çıkmasını istememiş olacak ki hemen bir adamını gönderdi ve uçmak üzere uygun rüzgar bekleyen Türk’ü vazgeçirmeye çalıştıysa da olmadı. Bu sırada Kılıçarslan da bir yandan başarırsa büyük iş yapmış olacağından dolayı gururlu, ama öte yandan doğurabileceği sonuçlar itibariyle de büyük endişeyle kan ter içinde, merakla beklemekteydi. Nihayet kuvvetli bir rüzgar esmeye ve kanat olarak kullandığı kumaşları şişirmeye başladı. Adam, istediği tarzda bir rüzgar olduğunu düşünerek kendini o upuzun sütunun üzerinden bırakıverdi! Baştaki rüzgarın etkisiyle havada bir müddet süzülmeye başladı. Ellerini öne doğru uzattı, esen rüzgarın yönüne göre kendini ve kıyafetini ayarlamaya çalışarak, büyük de bir özen göstererek kıyafetinin yardımıyla kollarını iki yana açtı ve kollarını çırpmaya başladı. Kıyafetinden dolayı kuş gibi gözüküyordu. Yalnız hesabı doğru değildi ve rüzgar beklediği gibi esmedi. Zavallı adam, havada kısa bir süzülmenin ardından tepetaklak oldu başüstü yere çakılıverdi! Bütün kemikleri kırılarak oracıkta can verdi.
Bu olay, şehrin sakini olan Bizanslılar için bir alay malzemesi oluverdi! Hatta o kadar ki, sultanın maiyetindekiler ne zaman pazara çıksa ne zaman alışveriş yapmaya gitseler etraftakiler toplanıp bu konuyu hatırlatacak hareketler yapıyor, bazıları ellerindeki metalleri birbirine vuruyor, alaycı sözler söyleyerek bu olayı sürekli hatırlatıyorlardı. Ve böylece kaynaklarda detayıyla anlatılan İstanbul’daki ilk uçma denemesini yapmış olan bir Türk’ün hikayesi de son buluyordu.
Share:

25 Şubat 2018

Malazgirt'ten Önce Malazgirt: Sultan Tuğrul'u Uğraştıran Şehir



Malazgirt'ten Önce Malazgirt: Sultan Tuğrul'u Uğraştıran Şehir



Selçuklular'ı gösteren bir minyatür
                1071 tarihini hepimiz biliriz. Meşhur Malazgirt Savaşı… Bir kısmımız Türkler’in 1071 öncesinde de Anadolu içlerinde olduğunu bilir. Hatta Avrupa Hunları döneminde dahi Anadolu’dan Türkler’in geçtiği bilinir. Fakat biz bu kadar geriye gitmeyeceğiz. Büyük Selçuklu Devleti’nin ilk yıllarında, Sultan Tuğrul döneminde yaşanmış olan ve detayının Bizans kaynaklarında (Özellikle de Urfalı Mateos’ta) verildiği bir olaydan bahsedeceğiz.


Anadolu’da Türk Akınları


Büyük Selçuklu Devleti resmen kurulduktan sonra hızla genişlemeye başlamıştı. Bunun sonucu olarak da daha önce Çağrı Bey’in önerdiği üzere Tuğrul Bey, yüzünü batıya çevirmiş ve iç karışıklıklarla boğuşmaktan dolayı askeri açıdan zor durumda olan Bizans topraklarına doğru akınlar yapılmaya başlandı. Bunun doğal bir sonucu olarak Bizans ile karşı karşıya gelindi ve 1048-1049’da Pasinler Savaşı yaşandı. Tabii iki devleti savaşa götüren süreçlerden biri de Selçuklu sultanına bağlı bazı Türkmen grupların Anadolu içlerinde ve hatta Kuzey Irak’ta yaptığı yağma faaliyetlerinin de etkisi vardı. Sonuç olarak savaşı Selçuklular kazandı ve her savaş sonrası olduğu üzere bir anlaşma yapılmak istendi. Bu anlaşmaya göre; bugün neresi olduğu halen daha tartışmalı olan Bizans İstanbul’undaki Arap Camii’nin onarılması ve dönemin şartları için oldukça önemli bir hamle olarak da daha önce bu camide Şii Fatımiler adına okunan hutbenin bundan sonra sırasıyla Abbasi halifesi ve Selçuklu sultanı adına okunması kararlaştırıldı. Bunun dışında yine bizim açımızdan önemli bir madde olarak mihraba Sultan Tuğrul’un hakimiyet alameti olarak kullandığı ok ve yay işaretleri konacaktı. Fakat buraya kadar Bizans tarafından kabul edilen anlaşma, daha önce Abbasi Halifeliğine ödenen yıllık verginin Sultan Tuğrul’a ve dolayısıyla Büyük Selçuklu Devleti’ne ödenmesi maddesi nedeniyle çıkmaza girdi. Bizans bu teklifi kabul etmedi ve Selçuklu elçisini geri gönderdi. Bunun neticesinde Selçuklu akınları yeniden başladı. Zaten Bizans imparatoru da bunu tahmin etmiş, önlem olarak da doğudaki kalelerin tamiratını ve ordunun güçlendirilmesini emretmişti. Fakat bu esnada Selçuklu şehzadelerinden ve Sultan Tuğrul’un üvey kardeşi olan İbrahim Yınal isyan etti. Bu da akınların kesintiye uğramasına sebep oldu.

Anadolu’daki Selçuklu Sultanı

Selçuklu ordusunu gösteren bir çizim

Sultan Tuğrul, ilk iş olarak kardeşi İbrahim Yınal’ın isyanını bastırdı. İç tehlikeyi bertaraf ettikten sonra da Bizans ile yarım kalan işi bu defa bizzat ele almak ve tamamlamak istemiş olacak ki, 1054 yılında büyük bir orduyla Anadolu seferine çıkmaya karar verdi. Bölgedeki hakimiyetini sağlamlaştırmak ve elbette ki ganimet elde etmek istiyordu. Bunun için önce İran’da Tebriz’e gelerek buradaki kuvvetleri itaati altına aldı. Daha sonra dönemin Diyarbakır hakimi Nasrud-devle’nin de ordusuna katılmasıyla birlikte Anadolu’ya giriş yaptı. İlk iş olarak Van civarındaki çeşitli kaleleri ele geçirdi. Van Gölü civarındaki önemli şehirlerden biri olan Erciş’i de kuşattı. Buranın ahalisi yaklaşık bir haftalık kuşatmadan sonra sultana itaat ettiklerini bildirdiler ve şehri teslim ettiler. Zira daha önce Sultan Tuğrul’un girdiği yerlerde neler olduğunu duymuş, olanların kendi başlarına gelmelerini de istemiyorlardı. Bundan dolayı güzel ve değerli hediyelerle birlikte Sultan Tuğrul’un gönlünü kazanmaya çalışan Ercişliler, şehri teslim ettikleri gibi bir de öneride bulundular: “Ey Cihangir sultan! Git Malazgirt şehrini zaptet, biz ve bütün Ermenistan sana tabi olalım” dediler. Belki daha önce yönetimi altında bulundukları Bizans yerine Selçuklular’ı tercih ettiklerinden belki de Sultan Tuğrul’un ve Selçuklular’ın başarısız olmak istemelerinden bilinmez, Sultan Tuğrul’u o dönemlerin en önemli ve büyük şehirlerinden biri olan Malazgirt’I alması için teşvik etmiş oldular.

Malazgirt Önlerindeki Selçuklular ve İşi Bozan Bir Frank Fedaisi

Bizans ordusunu gösteren bir temsili çizim

            Anadolu’nun çeşitli yerlerdeki faaliyetlerinden sonra Sultan Tuğrul nihayet Malazgirt’I kuşattı. Yalnız hiç beklenmedik derecede bir savunmayla karşılaştılar. Daha önce birçok önemli kent ve kaleyi fetheden bu ordu, bu defa oldukça çetin bir savunmayla karşı karşıya kaldı. Kuşatmayı Sultan Tuğrul ve yanındaki beyleri idare ederken, Malazgirt’in savunması da Ermeni asıllı Bizans Valisi Vasil’e emanetti. Kuşatma sırasında Selçuklular mancınık kullanmaktaydı. Kenti savunanlar da mancınık kullanıyordu. Üstelik gayet iyi donanımlı ve tedarikli oldukları için kuşatma da iyice uzamış, bir ayı geçmişti. Sultan Tuğrul idaresindeki ordu hücuma kalkmış ama Vasil’in savunması, Selçuklular’ı püskürtmeyi başarmıştı. Fakat kuşatma uzamaya başlamış, Selçuklular’ın devamlı suretle şehri mancınıkla dövmesi nedeniyle de şehir üzerine bir korku ve panik havası hakim olmaya başlamıştı.

Kimdir Bu Fedai, Getirin Tebrik Edeyim


                İşte bu sebepten ötürü bir çıkış yolu arayan Vasil, Selçuklular’ın mancığının yok edilesi gerektiğini düşündü ve bunu yapması için de bir fedai aramaya başladı. Bütün şehre hitaben: “Mancınığı yakmaya muktedir olan herhangi bir adama, birçok altın, gümüş, at ve katırlar vereceğim. İmparator tarafından da ona rütbe ve mevki verilecektir. Şayet bu adam müslümanlar tarafından öldürülürse mükafat onun oğllarına veya akrabasına verilecektir” diye bir çağrı yaptı. Bu çağrıyı da Avrupa’dan gelme bir Frank ileri atıldı ve “Ben dışarı çıkıp o mancınığı yakacağım. Bu gün ben, kanımı bütün hristiyanların uğruna dökeceğim, çünkü yalnızım ve benim için ağlayacak ne karım ne de çocuklarım vardır” diyerek bir öğle vakti, zırhını ve miğferini giydi. Kuvvetli ve hızlı bir at aldı. Yanına yanıcı maddeleri de aldıktan sonra mızrağının ucuna da bir kağıt geçirdi ve postacı kılığında şehirden çıkarak Selçuklular’ın üzerine doğru atını sürmeye başladı. Karşıdan gelen adamı Selçuklular gördü, fakat mızrağın ucunda kağıt olduğu için postacı zannettiler ve dokunmadılar. Frank fedaisi de bu sayede mancınığın yanına geldi, etrafında şöyle bir turladı. Herhalde mancınığı görünce hayret ediyor, temaşa ediyor diye fedaiye dokunmayan askerler, adam yanındaki yanıcı maddeleri mancınığa atıp tutuşturması üzerine bir telaşla üzerine atıldılar, ama yakalayamadılar ve adam da kaçtı.
Selçuklu kuşatması
               
                Sultan Tuğrul bu durumu haber aldı. Hatta askeri açıdan bu denli başarılı bir operasyonu gerçekleştirmiş olan adamı bularak, cesaretini ve başarısını da mükafatlandırmak istedi ve Vasil’e haber yolladı. Vasil, kendisinin de ödüllendirdiği adamı buldurup teklifi iletti ama adam bunu reddetti. Sultan Tuğrul ise bu cömertliğinin reddedildiğini öğrenince çok öfkelendi. Orduyu tekrar hücuma kaldırdı ama saldırı yine püskürtüldü. Bu son hücumun geri püskürtülmesi şehirlilerin güvenini oldukça tazelemiş ve mutlu olmuş olacak ki mancınığa bir domuz koyup sultanın ordusunun üzerine fırlattılar. Sonra da kaynağın ifadesiyle “Ey sultan, bunu kendine karı yap, biz de Malazgirt şehrini cihaz olarak sana veririz” diye bağırmaya başladılar. Sultan Tuğrul bu duruma karşı haliyle çok hiddetlendi. Hemen emir vererek kendisini Malazgirt’e gelmesi için teşvik eden, yol gösteren Ercişliler’I buldurttu. Hepsinin kafasını kestirdi ve şehir surlarının önüne attırdı. Nitekim kuşatmadan bir türlü sonuç elde edilemiyordu. Tabii ki tek sebep bu değildi, olamazdı da. Fakat kış yaklaşmaya başlamıştı ve devlet içinde bir takım kıpırdanmaların başlaması üzere kuşatmayı kaldırılarak Azerbaycan’a geri dönüldü. Bahar gelince tekrar gelip kuşatmaya devam ederim düşüncesinde olan Sultan Tuğrul, bunun yerine İbrahim Yınal ve Kutalmış ile uğraşmak zorunda kaldığından bir daha geri dönemedi. Ve bu süreçte Bağdat’ta başlayan olaylardan dolayı dikkatini oraya vermek zorunda kalmıştı. Bundan dolayı Selçuklu beylerine vereceği emirler ve görevlendirmelerle Anadolu’da Türk akınlarının devam etmesini sağlayacak, kısa bir süre sonra da görkemli bir şekilde Bağdat’a girerek bütün bu bölgedeki dini ve siyasi gelişmelerin tamamen değişmesini sağlayacaktı.
Share:

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

Tavsiye Edilen Sayfalar